28 Ağustos 2007 Salı

Ceza..

Temel, kahveden çıkınca kapının önünde bir saatlik bir gecikme için park cezası yazan trafik polisiyle burun buruna gelmiş;
— Yazma şu cezayı memur bey!
Polis onu hiç umursamadan cezayı yazmaya devam edince;
— İşgüzarsın!
Polis Temel'e şöyle bir bakıp;
— Aşınmış lastikler.
Bunun için ikinci bir ceza makbuzunu yazmaya başlamış...
Temel, ne kadar ceza yazarsa yazsın, ona vız geleceğini söyleyince polis ilk iki ceza makbuzunu arabanın sileceği altına sıkıştırıp üçüncü makbuza başlamış...
Bu sürtüşme 20 dakika kadar sürmüş, polis ceza üzerine ceza yazmış...
Temel hiç oralı olmamış...
Yürümüş, karşı kaldırımda park ettiği arabasına binip, sürmüş gitmiş...

27 Ağustos 2007 Pazartesi

Lastik

Olay İzmir’de bir belediye otobüsünde gelişiyor...
Yaşlı bir amca elinde bastonuyla kalabalık bir otobüse biniyor..
Oturacak yer yok..
Bastonunu yere vura vura orta sıralara doğru ilerliyor, taa arkaya kadar gidiyor
ama kimseden tın yok..
Baston tıklamasından rahatsız olan gencin biri yüksek sesle bağırıyor amcaya;
- Dede,su bastonunun altına keşke lastik taksaydın!!.Bu kadar ses çıkarmaz, biz de rahat ederdik...
Bütün gözler gence dikilirken, yaşlı adam istifini bozmadan otobüsü kahkahaya boğacak bomba cümleyi patlatıyor;
— 17–18 sene evvel o lastiği baban taksaydı, şimdi o yerde ben oturuyor olurdum!!...

23 Ağustos 2007 Perşembe

Bakış Açısı..

Bir öğretmen, bir doktor ve bir mühendis golf sahasının kenarında, sahanın boşalmasını beklemektedirler.
Mühendis: "Bu adamlar ne yapıyor böyle, 15 dakika önce bitirip sahadan çıkmaları gerekirdi."
Doktor: "Bilmiyorum, ama yaptıkları büyük bir terbiyesizlik."
Öğretmen: " Üstelik çok isabetsiz oynuyorlar. Vurdukları hiçbir top deliğe girmiyor. İşte görevli geliyor, onunla konuşalım."
Görevli: "Kusura bakmayın. Sahadakiler, kör itfaiyeciler.Kulübümüzde geçen sene çıkan yangındaki dumandan gözlerini kaybettiler. Bu yüzden istedikleri zaman burada ücretsiz
oynamalarına izin veriyoruz.

" Öğretmen: "Ne kadar üzücü, eğer çocukları varsa onlara ücretsiz ders verebilirim.
" Doktor: "Çok güzel bir fikir, ben de hastanedeki doktor arkadaşlarla konuşup onlar için bir şeyler yapabilir miyiz diye bakacağım.
" Mühendis: "Bu adamlar gündüz değil de, neden geceleri oynamıyorlar?"

**Basit bir bakış açısı değişikliği sonuçları olduğu gibi değiştirebiliyor.

Katalog..

Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir mühendise bir kırmızı top verip bunun hacmini nasıl bulacaklarını sormuşlar.
Matematikçi, bir mezura ile etrafını ölçüp, çevre uzunluğundan hareket ederek formülle yarıçapını hesapladıktan sonra diğer bir formülle yarıçapından hacmini bulacağını söylemiş. Fizikçi ise topu suya batırıp yer değiştiren suyun hacmini ölçerek topun hacmini bulabileceğini
söylemiş.

Top son olarak mühendisin eline verilmiş, mühendis topu şöyle biraz çevirip bakmış ve sonra, "Bana kırmızı toplar kataloğunu bulun." demiş.

**Bazen sorunların çözümü yazılı olarak bir yerlerde duruyor olabilir.
Bilgiye erişip bakmak öncelikli olabilir.

Daha İlginç!!

Adamın biri bir gün yolda giderken bir kurbağa görür ve kurbağa dile gelir:
— Ben aslında bir insanım, eğer beni bir kere öpersen çok güzel bir prenses haline gelirim." Adam kurbağayı eline alır ve cebine koyar.
Kurbağa tekrar dile gelir:
— Eğer beni öpersen çok güzel bir prenses olacağım ve seninle evlenmeye hazırım.
Adam kurbağayı cebinden çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek yeniden cebine koyar.
Kurbağa yalvarmaya başlar;
— Eğer beni öper ve güzel bir prenses haline çevirirsen seninle evlenirim.
Adam tekrar kurbağayı çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek cebine koyar.
Sonunda kurbağa dayanamaz:
— Senin neyin var? Sana çok güzel bir prenses olduğumu ve beni öpersen seninle evleneceğimi söyledim. Neden beni öpmüyorsun?
Sonunda adam konuşur.
— Bak, ben bir mühendisim. Kızlarla uğraşacak vaktim yok, fakat konuşan bir kurbağa çok ilginç geliyor.

**Gerçekten de evleniyoruz; çocuk yapıyoruz; dünya işlerine karışıyoruz. Bu dünyadaki birçok ilginç şeyi de bu sırada ıskalıyoruz. Dünya tarihi, aşkların, evliliklerin ya da yapılan çocukların tarihi değil, bir şey bulan ve bir şey yapan insanların tarihi. Dünyadaki ilginç şeyleri ıskalamamanız dileğiyle.

22 Ağustos 2007 Çarşamba

Hitler..

Hitler üç esir yakalamış, İngiliz, Fransız ve bir Yahudi.
—Size soru soracağım, bilirseniz sizi bırakacağım..
İngiliz’e sormuş;
—Titanik kaç yılında battı?
İngiliz hemen yanıt vermiş;
—1912? diye.
Hitler göndermiş İngiliz’i. Fransız’a sormuş bu kez:
—Titanik’te kaç kişi öldü?
Fransız yanıtlamış;
— 1050?
—Tamam, sen de gidebilirsin...
Ve Yahudi'ye dönmüş;
—Say lan isimlerini!!

Hangi Otel de Kalıyorlar?

İsviçre Çin`e savaş ilan etmiş. Bir şekilde
Çine kadar gelmişler.
Haber Çin başbakanına geç ulaşmış.
— Başbakanım İsviçreliler saldırdı Pekine
girdiler
— İsviçre de ne?
— Avrupa’da bir ülke
— Kaç kişi bunlar?
— 5 milyon
— Peki, hangi otelde kalıyorlar?


Hitler ve Göering..

Hitler ve Göering bir barda oturmaktadırlar.
Bir adam içeri girer ve barmene;
— Bunlar Hitler ve Göering değil mi?
Barmen;
— Evet, onlar…
Sonra adam onlara doğru yürür ve sorar:
— Selam, ne yapıyorsunuz?
Hitler yanıtlar;
— 3. Dünya savaşını planlıyoruz.
— Gerçekten mi? Neler olacak?
Hitler;
— Bu kez 14 milyon Yahudi’yi ve bir bisiklet tamircisini öldüreceğiz..
Adam sorar:
— Bir bisiklet tamircisi mi?
Hitler Göering'e döner ve der ki:
— Gördün mü, sana kimsenin 14 milyon Yahudi’yi takmayacağını
söylemiştim!

21 Ağustos 2007 Salı

Dua..


İki arkadaş, Hamdi ile Mahmut, beraber bir iş seyahatine çıkmışlar. Hamdi, Mahmut'un her gece yatmadan önce
'Allahım, anamın düşündüğü düşman başına, karımın düşündüğü benim başıma' diye dua ettiğine dikkat etmiş ve sormuş;
— Arkadaş senin anan bu kadar kötü bir kadın mı? Senin karın
bir melek mi? Hâlbuki normal olarak insanların anaları iyiliklerini ister!
Hamdi gülümseyerek yanıt vermiş;
— Kardeşim şimdi anam oturup düşünüyordur;
"Benim Hamdi'nin başına bir iş mi geldi? Bir kaza mı geçirdi?" diye. Hâlbuki karım;
"Bu herif kim bilir şimdi hangi kadınla eğleniyordur? Neler beceriyordur?" diye düşünür.
Onun için anamın düşündüğü düşman başına, karımın düşündüğü benim başıma der dururum.

Unutalım..

Bir uçak Afrika’nın balta girmemiş ormanlarının üzerinden
geçerken düşer. Uçak küçük bir nakliye uçağıdır ve sadece
Amerikalı pilot kurtulur. Ormanda yaşayan bir zenci kabile bu
pilotu bulur. İyileştirir ve pilot gel zaman git zaman bu kabilenin
içinde yaşamaya alışır.
Derken yıllar geçer ve kabilede çocuklar beyaz ve sarışın doğmaya başlar. Kabile şefi bakmış ki bu iş böyle olmayacak pilotu karşısına alıp konuşmaya karar verir. Pilotu çağırır ve sorar:
— Nedir bu, yani sen geldikten sonra çocuklarımız beyaz doğmaya başladı?
Pilot kendini savunmak için:
— Sayın şefim siz burada ormanların içindesiniz bilmezsiniz, doğal seleksiyon denen bir şey var yani canlılar zaman geçtikçe özelliklerini değiştirir örneğin; şu at'ı ele alalım. Bakın at çok güzel beyaz bir at.Ama yavrusu siyah olmuş.
Şef bir ata bakar, bir yavrusuna, bir pilota ve;
—Tamam, sen onu unut, bende bunları unutacağım. :))

Mizahi Yön..

Uzun süredir evli bir çift, sohbet ediyorlarmış...
Kadın ayağa kalkmış ve kocasına dönmüş:
"Söyle bana tatlım, en çok neyimi beğeniyorsun ?
Bu tatlı yüzümü mü ?
Kuğu gibi boynumu mu ?
Şahane göğüslerimi mi ?
Fidan gibi belimi mi ?
Sütun gibi bacaklarımı mı ?

Adam kadını boydan boya süzmüş.
"Karıcığım senin en çok neyini beğeniyorum biliyor musun ?
İşte bu mizahi yönünü...

Kime Satacağız!!

Adam, Kayserili arkadaşının latex-kauçuk ürünler yapan fabrikasını geziyordu... Bir ara bir otomatik makinenin başına gelir ve makineden ilginç seslerin geldiğini duyar ;
— Pissst... PAT…!Pissst ..PAT..! Pissst....PAT..!
Merak edip sorar bu makinenin ne yaptığını ve neden bu seslerin geldiğini..
Arkadaşı yanıtlar:
— Bu makine biberon emziği yapıyor... "pissst" sesi kalıba gelen latexin şişirilip emzik formu aldığını,"PAT" sesi de ucuna açılan deliğin sesini belirtir...
Geziye devam edip başka bir makinenin başına gelirler.Bu makineden de benzeri sesler geliyordu ama sıralamaları farklıydı ;
- Pisssst....Pisssst....Pisssst....Pisssst....PAT..!
Adam gene meraklanıp sorar ;
— Peki bu ne makinesi?
— Bu prezervatif makinesi...
— Ama neden 4 "Pisssst"tan sonra 1 "PAT" sesi geliyor...
Arkadaşı yanıtlar;
— Her 4 prezervatiften sonra 1 tanesinin ucunu deliyoruz ondan..
Adam şaşkınlıkla ve biraz da kızarak sordu..
— Ama neden!!. Bu yaptığınız hiç hoş değil..
Kayserili yanıt verir..
— Öyle mi... Emzikleri kime satıcaz peki...

Yalnızdık..

Anadolu'nun orta halli bir kasabasından 40–50 kadar kişi,yakındaki büyük kente alışverişe gitmiş. Hayvanlara yüklemişler nohudu, buğdayı; onları satıp kumaşlar, tencereler almışlar.
Dönüşte 3 kişi, kervanın yolunu kesmiş, çekmiş silahı;
—Yatın, kıpırdamayın, derken hepsini soymuş, yarı çıplak yollamış.
Kasabanın girişinde durumu görenler şaşırmışlar, sormuşlar:
— Ne oldu size, ne bu haliniz?
— Soyulduk, yanıtı alanlar yüklenmişler:
— Kim soydu, nerede soydu, kaç kişiydi?
İçlerinden biri durumu özetlemiş:
- Onlar 3 kişi beraberdi, biz 40 kişi yalnızdık!!

Test..

Adamın biri karısının test sonuçlarını almak üzere doktora gitmiş.
Resepsiyondaki hemşire:
— Kusura bakmayın beyefendi, ama ufak bir problemimiz var. Karınızın testlerini lab'a gönderdiğimizde aynı isimli bir başka bayan da teste gitmiş ve hangisi karınızın hangisi
diğer bayanın emin olamıyoruz maalesef, demiş. Açık olmak gerekirse sonuçlardan biri kötü diğeri ise daha da kötü!
Adam:

—Ne demek istiyorsunuz yani?
Hemşire:
—Testlerden biri AIDS diğeri ise Alzheimer çıktı ve hangisi karınızınki bir şey söyleyemiyoruz..
Adam:
—Korkunç bir şey, peki şimdi ne yapmalıyım?
Hemşire:
—Bence, karınızı şehrin göbeğinde en kalabalık noktaya bırakın ve eğer evin yolunu bulabilirse de bir daha da onunla yatmayın...

Tembel Horoz..

Temelin bir çiftliği varmış tavukları ve horozları da varmış.
Temel bir gün horozlardan birini kesmiş, bunu gören oğlu;
— Baba ne yaptın sen?
— Oğlum, o horoz çok tembeldi görevini yerine getiremiyordu, der.
Bir başka gün temel bir horozu daha keser ve oğlu yine aynı soruyu sorar. Temelde aynı yanıtı verir;
—Çok tembeldi görevini yapamıyordu.
Bu olay birkaç kez daha tekrarlanır. En son kümeste sadece
çiftleştirmek için “Çilli Horoz” kalır. Onu da temelin oğlu keser.
Bunu gören Temel sinirli bir şekilde sorar;
—Ne yaptın oğlum? Sen kalan tek horozu kestin!!
— Baba, en tembel horoz buydu! Görevini yapamıyordu.
Hep kendisini tavuklara taşıtıyordu!!.

Püf Noktası..

Yurt dışından yeni getirilen erkek papağan,kendisinden önce gelen bir dişiyle aynı kafese
kapatılmıştı.Dişi papağan evdekileri arkadaşına anlatmaya başladı;
— İyi evdir burası; adam çok dikkatli, kadında çok iyi kalplidir. Hizmetçilerde sempatiktir… Yalnızca yedi yaşındaki küçük çocuktan çekinmen gerekiyor!!
Erkek papağan arkadaşının bu sözlerine bir anlam veremedi;
— Neden bu denli küçük bir çocuktan çekinmek gerekiyor?
Dişi papağan kendinin bildiği gizi arkadaşıyla paylaştı;
- Söylediklerine çok dikkat et!! Çünkü ne söylersen tekrarlıyor…

Gaf..

Bir resepsiyonda;davetlilerden biri, yanında oturan adamın kulağına eğilip ancak onun duyabileceği bir sesle sordu;
- Şarkı söyleyen kadının sesi ne denli kötü!!,Kim bu kadın biliyor musunuz?
Adam fısıltıyla yanıtladı;
- Eşim!
Yaptığı gafı düzeltmeye çalışan davetli, bu kez kadının sesinin kötü olmadığını yalnızca şarkılarının kötü olduğunu söyledi.
— Affedersiniz! Aslında kötü olan sesi değil, söylediği şarkılar..Kim besteledi acaba bu kötü şarkıları?
Adam bu soruya da;
— BEN!

Elleşme!!

Bizim Rumeli'de deve yoktur. İki çoban Kocamış Istıranca Dağlarının eteklerinde koyun otlatırken,biri bakmış ki karşı tepeye bir hayvan sürüsü tırmanıyor.
Sırtlarında yük var ama, çoban bu hayvanları ilk kez gördüğü için bilmiyor.
Diğer çobana sormuş:
— Aga be, ne bunlar büle?
Öteki çoban da deve görmemiş ki hemen cevap verebilsin.
Bakmış, bakmış:
— Üüüledir onlar, elleşme geçsin.

Eh!!

Laz’ın teki Ankara'da bir barda içerken cep telefonu
çaldı, telefonunu açtı, bir o kulağına bir bu kulağına
götürürken sevinçle bardaki herkese içki ısmarladı.
Sonrada çevresindekilere karısının 15 kg.lık tipik
bir laz bebeği doğurduğunu söyledi.
Bardaki hiç kimse bir bebeğin 15 kg. gelebileceğine
inanmadı fakat laz inat etti.
— Dediğim gibi, bizim oralarda ortalama bebek kilosu budur,
benimki de tipik bir laz bebeği?
Dört bir yandan tebrikler yağdı; bardaki herkes lazı kutladı...
İki hafta sonra laz tekrar bara uğradı.
Barmen adamı tanıdı ve sordu;
— Sen şu 15 kg doğan bebeğin babası değil misin?
Herkes bebeğin iki haftada kaç kilo olduğunu merak ediyor.
Söyle bize, bebek kaç kilo?"
Baba gururla yanıtladı;
— 10 kg.
Barmen şaşırmış ve meraklanmıştı;
— Ne oldu?
Doğduğu gün zaten 15 kg.dı
Laz baba içkisini başına dikti, ıslak dudaklarını koluna sildi ve
Barmene doğru eğildi, gururla;
— Sünnet ettirdim!!

Sineklerin Cinsiyeti Nasıl Anlaşılır?

Kadın eve geldiğinde kocasını mutfakta sinek öldürürken görür ve sorar:
—Ne yapıyorsun?
— Sinek yakalıyorum...
— Öldürebildin mi bari?
— Evet, 3 erkek ve 2 tane dişi yakaladım!
Şaşkınlık içerisinde sordu kadın:
—Dişi sinekle erkek sineği nasıl ayırt edebildin?
— 3 tanesi bira şişesinin üstünde, 2 tanesi de telefonun üstündeydi..

Matematikçilerin Araba Arkası Yazıları..

Pi`yi 3 alacaksan güzelim, ben seni böyle de severim
Hatalıysam hesap et: 2x-2y=21 / x+y=5 / x=? y=?
3 bilinmeyenli denklem çözerim, geçme beni çok pis ezerim!
Küsuratım bile olamazsın!
Gülü soluncaya, seni lim x -0+ 1/x`e kadar seveceğim..
En son sollayanı çarpanlarına ayırdım.
Sağlama bizim işimiz, sen soldan geç !!
O şimdi iki bilinmeyenli denklem..
Hızlıysam, limitini bul!
Aritmetiğin ustasıyım, geometrinin hastasıyım..
Pisagor sağ olsun.
Birden gelip, sonsuza giderim ..
Özel dersin saati 60 milyon..
Bir bilinmeyenli denkleme kadar yolum var.

Bir O Kaldı!!

3 haftadır üniversite hastanesinde yatmakta olan yaşlıca bir hanıma, bir türlü teşhis konulamıyor. Prof. başta arkasında Doçentler, sonrasında başasistanlar ve bir iki parlak öğrenci üçgen düzende vizitlere nerdeyse uçarak geliyorlar. Hastanın başında prof soruyor:
— Radyolojik tetkikler?
Hemen filmler ışıklı panoya yerleştirilir. Sert ve kararlı bir ses:
— EKG?..
Derhal hocanın önüne serilir,
— Eforlusu?
O da hemen açılır hocanın önüne.
— Laboratuar tetkikleri?
Her şey önceden hazırlanmıştır.
— Elektroansefalografi?
— Buyrun hocam.
— Emar?
Dışarıda çektirilmiş(!) emar da konulur büyük patronun önüne.
— Sintigrafi?
— Anjiyo?.. derken ..Büyük şef sorar:
— Sten oldu mu?
Kadından gelen cılız bir ses:
— Bir onu yapmadılar!!!

Mahkeme Tutanakları..

Soru: Doğum tarihiniz nedir?
Yanıt: 15 Temmuz
Soru: Hangi yıl?
Yanıt: Her yıl

Soru: Hastalığınız hafızanızı etkiliyor mu?
Yanıt: Evet
Soru: Peki ne şekilde etkiliyor?
Yanıt: Olayları unutuyorum.
Soru: Bize unuttuğunuz bir şeyi örnek olarak verebilir
misiniz?


Soru: Sizinle yaşayan oğlunuz kaç yaşında?
Yanıt: Ya 38 ya da 35 Hangisi olduğunu hatırlamıyorum.
Soru: Ne kadardır sizinle yaşıyor?
Yanıt: 45 yıldır...

Soru: Kocanız uyandığı zaman, size söylediği ilk şey
neydi?
Yanıt: Bana ''Neredeyim ben, Canan?'' dedi.
Soru: Peki bu niçin canınızı sıktı?
Yanıt: Çünkü benim adım Suzan...

Soru: Korna çaldınız mı?
Yanıt: Kazadan sonra mı?
Soru: Kazadan önce.
Yanıt: Tabii; 10 yıl boyunca...

Soru: Kadının üç çocuğu vardı değil mi?
Yanıt: Evet.
Soru: Kaçı erkekti?
Yanıt: Hiçbiri.
Soru: Hiç kız çocuğu var mıydı?

Soru: Merdivenlerin bodrum katına indiğini söylediniz.
Yanıt: Evet.
Soru: Aynı merdivenler yukarı çıkıyor muydu?

Soru: İlk evliliğiniz nasıl sona erdi?
Yanıt: Ölümle.
Soru: Ölen kimdi?

Soru: Saldırganı tarif eder misiniz?
Yanıt: Orta boyluydu, sakalı vardı.
Soru: Kadın mıydı, erkek miydi?

Soru: Vücudu incelediğiniz zamanı hatırlıyor musunuz?
Yanıt: Otopsi 18.30 da başladı.
Soru: Adam ölüydü değil mi?
Yanıt: Yok, masada oturmuş, neden üzerinde otopsi
yaptığımı merak ediyordu..

Otobüs Şoförü..


Bir anne 8 yaşındaki kızıyla otobüste gidiyorlar.
Durakların birinde bir kaç tane hayat kadını müşteri bekliyor.
Kız annesine;
— Bunlar kim? Ne diye bekliyorlar?
Anne ;
— Bunlar kocalarını bekleyen kadınlar kızım.
Bunu duyan otobüs şoförü dönüp;
— Çocuğa böyle saçma sapan şey anlatmayın.Bunlar orospudur ve para için erkeklerle yatıyorlar.
Çocuk ;
— Anne, bunlar erkeklerle yatarlarsa, o zaman da çocukları da
olur, bu çocuklar sonra ne oluyor?
Anne;
— Otobüs şoförü!!

Aritmetik..

Yaşamın her anında bir Matematik / Mantık gizlidir……
Bilsek te…. Bilmesek te…..

Ofis Aritmetiği
Akıllı Patron + Akıllı Eleman = KÂR
Akıllı Patron + Aptal Eleman = ÜRETİM
Aptal Patron + Akıllı Eleman = TERFİ
Aptal Patron + Aptal Eleman = FAZLA MESAİ

Aşk Aritmetiği
Akıllı Adam + Akıllı Kadın = AŞK
Akıllı Adam + Aptal Kadın = İLİŞKİ
Aptal Adam + Akıllı Kadın = EVLİLİK
Aptal Adam + Aptal Kadın = HAMİLELİK

Alış-veriş Aritmetiği
Bir erkek kendisine gerekli ürünü almak için,
1 TL’lık ürüne 2 TL öder.
Bir kadın kendisine gerekmeyen ürünü almak için,
2 TL’lik ürüne 1 TL öder…

Evrensel Geçerli Yasalar -1
Bir kadının gelecek endişesi evlenene kadar sürer….
Bir erkeğin gelecek endişesi evlenince başlar….

Evrensel Geçerli Yasalar -2
Başarılı bir erkek, eşinin harcayabileceğinden fazla geliri olandır.
Başarılı bir kadın,böyle bir erkeği evliliğe ikna edebilendir….

Mutluluk Teoremi
Bir erkekle mutlu olabilmek için,onu çok iyi anlamak ve az sevmek gerekir….
Bir kadınla mutlu olabilmek için,onu çok sevmek ve anlamaya çalışmamak gerekir.….

Uzun Yaşam Hipotezi
Evli erkekler,bekar erkeklerden daha uzun yaşarlar….
Ama daha erken ölmek isterler…..

Değişim Oranları
Bir kadın kocasının değişeceği inancıyla evlenir,
ama erkek değişmez…………
Bir erkek karısının değişmeyeceği inancıyla evlenir,
ama kadın çok değişir. ( genelde enine olarak)

Tartışma Mantığı
Kadın bir tartışmada her zaman son sözü söyler….
Bundan sonra erkeğin söyleyeceği ilk söz,
yeni tartışma konusu olacaktır.

Günün Öğretisi…..
“ EVLEN ARTIK ” vıdı vıdısı nasıl kesilir…….
Her düğünde yanınıza gelip sizi mıncıklayarak,
“ Hadi bakalım, artık sıra sende” diyen yaşlı akrabalara,
cenazelerde aynısını yaparsanız,
Bir daha evlilik lafını ağızlarına almayacaklardır…….

Çok Yazık..

Temel satılık papağanları inceliyormuş.
En pahalı papağanın önünde durmuş:
-"Abi bunlar nece konuşuyor?"
-"İngilizce, Fransızca, Almanca"
-"Kaç paradır."
-"On milyon"
-"Lazca biliyor mu?"
-"Bilmiyor"
Temel papağanın burnunu okşamış;
-"Bu buruna yazık!."

Yanımda..

Daha askerliğini bile yapmadan evleneceğim diye tutturan oğlunu ikna edemeyen baba en sonunda oğlunu yanına alıp köyde kız istemeye gider..
— Hüsmen ağa benim oğlan kızınla evlenmek istiyor.
— Başlık isterim.
— Ne vereceğiz?
— Beş tane altın bilezik, beş tane iyi sağılan inek ve bir de her
yüke gelen bir eşek isterim.
— Eşeği zaten yanımda getirdim. Diğerlerini de evlendikleri gün
veririz.

Londra..

Genç bir kadın sol gözü mosmor bir halde evine gelmiş.
Annesi şok olmuş bir şekilde sorar;
— Kim yaptı bunu kızım?
— Kocam..
— O Londra’da değil miydi?
—Bende öyle zannediyordum anne..

Gelin Adayı..

Çöpçatan, damat ve gelin adayını karşılaştırır. Gelin
zengin olduğundan damat adayı ufak tefek kusurların
bağışlanması için önceden uyarılmıştır.
Gelin adayı odaya topallayarak girer. Damat adayı çöpçatana bakar:
—Topal bu, der.
Çöpçatan başıyla onaylar. Damat gelinin saçlarını okşamaya kalkar. Peruk elinde kalır. Çöpçatana bakışlarıyla:
—Kel bu, der. Çöpçatan başıyla onaylar.
Damat adayı odadaki gümüş takımlara, antikalara bakar.
Onların da sahte olmasından şüphelenir. Çöpçatanın kulağına
fısıldamak ister. Çöpçatan:
—Rahat konuşabilirsin, duymaz kulağı sağırdır..

Cennet ve Cehennem

Cennet;
Bir Amerikalının maaşına
Bir İngiliz in evine
Bir Çin yemeğine
Bir Japon un arabasına ve
Bir Türk hanıma sahip olmaktır...

Cehennem ise;
Bir Amerikan arabasına
Bir İngiliz hanıma
Bir Çin evine
Bir Japon yemeğine ve
Bir Türk'ün aldığı maaşa sahip olmaktır...

Pembe Dizi..

Temel bir gün; çok sevdiği pembe dizisini izliyormuş.
Dizideki adam kadına sormuş;
— Hayatım gökyüzünde ne görüyorsun?
Kadın:
—Aşkımızı...
— Peki, gözlerimde ne görüyorsun?
— Aşkımızın ateşini.
Temel de bunları Fadime'ye söylemeye karar vermiş.
Fadime'nin yanına gitmiş ve söyle demiş:
—Göçyüzunde ne cöreysun?
Fadime:
— Bulut.
— Çözlerum de ne cöreysun?
— Çapak.

Nasıl Zayıflanır?

.Bir şey yediğiniz sırada eğer sizi kimse görmüyorsa, o yediğiniz şeyin kalorisi sayılmaz.
.Bir çikolatanın yanında bir bardak soda içiyorsunuz...
.Yine karlısınız, çünkü çikolatadaki kaloriler soda tarafından tamamen elimine edilir.
.Biriyle birlikte yemek yiyorsanız, eğer siz ondan az yemişseniz sizin kaloriler ona yazılacağından siz hiç kalori almış sayılmazsınız.
.Sıcak içeceklerden cappucino, kakao ve çikolata gibi yiyeceklerde bulunan kafein bu yiyeceklerdeki kaloriyi tamamen yok eder.
.Popcorn, Alaska, Frigo gibi "sinema" bağlantılı yiyecekler de kaloriden sayılmaz, çünkü bunlar eğlence dünyasının parçasıdırlar,vücut depomuzun değil.
.Kurabiye, bisküvi, kek türü yiyecekleri ne kadar çok parçalara bölerek yerseniz kalorileri giderek bir o oranda azalır.
.Çatal bıçakların üzerinde kalmış olup da yaladıklarınız asla kaloriden sayılmaz ( Örnek: sandviç hazırlarken bıçağı daldırdığınız fıstık ezmesi veya krepin üzerine yayacağınız çikolata sosu )
.Aynı renkten yiyecekler bir arada alınırsa, daha düşük kalorili olanın miktarında kalori alınmış olur. (Örnek:Ispanak ve fıstık, mantar ve beyaz çikolata)

.. Ah bu arada tabii ki çikolata dünya çapında bir renktir ve diğer bütün renklerle uyum sağlayabilmektedir...
.Donmuş yiyeceklerin hiç birinde hiç kalori yoktur, çünkü kalorinin ısıyla ilgili olduğunu herkes bilir ve bunlar soğukta asla barınamazlar. Dondurmalar bu durumun en iyi örneğidir.

Ve .....son olarak zayıflamada en etkili çare:
Siz asıl etrafınızdakileri şişmanlatmaya bakın ya da arkadaşlarınızı sizden daha kilolu olanlardan seçin, böylece mutlaka olduğunuzdan daha zayıf görüneceksiniz...

Muayenehane..

Çok şişman bir adam, çok şöhretli bir doktora gidiyor,konu zayıflama.
Doktor, bir hafta kullanmak üzere,isimsiz bir hap veriyor kendisine.İlk kullandığı gece, uyur uyumaz rüya görmeye başlıyor adam. Bir saray içinde, etrafında onlarca cariye, sabaha
kadar bir onla, bir bunla sabah uyandığında, kan ter içinde.Her gece aynı şey, bir haftanın sonunda bütün fazla kilolar atılmış durumda.
Günler sonra yolda şişman bir arkadaşına rastlıyor ve tabi,nasıl kilo verdiği soruluyor.

Arkadaşı anlatıyor, doğru doktorun yanına, aynı tedavi.
İlk gece, adam rüyasında bir sarayda. Etrafında onlarca adam, bir o yatırıyor adamı, bir bu. Hele en son gelen bir zenci var ki,adamı mahvediyor. Üçüncü gün sonunda adam dayanamıyor
ve telefon ediyor doktora;
— Neden arkadaşım ile kendi rüyalarım farklı, öğrenmek istiyorum.
Doktor biraz düşündükten sonra soruyor:
— Siz hastaneye mi gelmiştiniz, muayenehaneye mi?

Soyunma..

Üç genç kız göl kıyısında arabadan indiler. Çevrede kimsecikler yoktu. Soyunmaya başladılar.
İlk soyunan, mayosunu giymeye gerek görmeden göle doğru ilerledi. Suya dalacakken, bir bekçi arkasından seslendi:
— Bayan, burada göle girmek yasak!!.
Kıpkırmızı olan genç kız, arabaya doğru giderken:
— Soyunmadan önce söyleseydin ya! diye bağırdı.
— Soyunmak yasak değil ki...

Gülme..

Papaz, kente yeni gelmişti. Önüne çıkan ilk lokantaya girdi ve boş bulduğu masaya oturdu. Yemeğini söyledikten sonra ellerini yıkamak üzere tuvalete gitti.
Masasına dönerken, lokantadaki herkesin kendisine bakıp güldüklerini görünce garsonu çağırıp sordu:
— Evladım, müşteriler neden bana bakıp gülüyorlar?
— Şey, efendim. Resim... Tuvaletin duvarındaki resim.
Gördünüz mü?
— Gördüm.
— Oradaki çıplak kadının önünde incir yaprağı var ya...
— Onu da gördüm.
— İçeri giren o yaprağı kaldırıp baktığında burada ziller çalar.
Ona gülüyorlar.

Kapalı Zarf Usulü..

Herifin etrafını sarmışlar, adam rezil mi rezil..
— Sen 3 kuruş 30 para etmezsin.
Öteki fiyat kırmış..
— Sen on para etmezsin.
Üçüncü fiyatı daha da düşürmüş:
— Sen beş para etmezsin.
Herif sırıtmış:
— Beyler, beni açık artırmaya çıkardınızsa kapalı zarf usulü ile satın!..

Kötüyüm..

Hasta hekime derdini söyler:
— Çok kötüyüm doktor bey...
— Neden yakınıyorsunuz?
— Bende aşağılık kompleksi var...
Doktor hastayı evire çevire muayene eder; sonra teşhisini koyar:
— Sizde aşağılık kompleksi yok, siz düpedüz aşağılıksınız!

Isıracağım..

Adamı köpek ısırmış...
Doğru hekime...
Doktor hastayı bir güzel muayene etmiş, sonra demiş ki:
— Maalesef kuduz olmuşsunuz!
Adam hemen cebinden not defterini ve kalemini çıkarıp bir şeyler yazmaya başlamış...
Doktor sormuş:
— Ne yapıyorsunuz?
— Isıracağım kişilerin listesini yapıyorum...

Cüceler..

İki cüce erkek kardeş yine iki cüce kız kardeşle evlenmişler ve balayına gitmişler.
Gittikleri otelde bitişik odaları tutmuşlar. Birinci çift ilk gecelerinde uğraşmışlar uğraşmışlar

ama başarısız olmuşlar.
Keyifleri kaçmış yan odadan gelen sesleri dinlemeye başlamışlar. Birde ne duysunlar.

Yarım saatte bir
—Haydi, yallah hop hop hop !! diye sesler geliyormuş.
Sabah olunca kahvaltıya inmişler. İştahsız bir şekilde kahvaltıyı didiklerken diğer bütün gece hoplayan cüce çift gelmiş.
Hoplayan cüceler:
— Kardeş geceniz nasıl geçti?
Bizimkiler:
—Hiiç, yatıp uyuduk.
Gece hoplayanlar iç geçirmiş:
—Ah ne güzel! Biz o kadar uğraştık yatağa bile çıkamadık..

At Yarışı..

At yarışı hastaları sohbet etmektedir.
Biri başından geçen bir olayı anlatır:

-"Bir keresinde rüyamda onbir atlı bir yarış gördüm. Ne tesadüf ki o gün onbirinci ayın, onbirinci günüydü. Oğlumun onbirinci yaş günü, benimse okuldan mezun olmamın onbirinci yıldönümüydü. O gün bir de yarışın birinin onbir atlı bir yarış olduğunu öğrendim. Ben de bunların bir işaret olduğunu düşünüp, o oyunda onbirinci ata bahis oynadım."
-"Eee, kazandın mı peki?"
-"Yok yahu, oynadığım at onbirinci oldu..."

Erkeklerin Kuralları..


Bugüne kadar hep kadın kuralları duydunuz, alın size şimdi de erkek kuralları;
- Tuvalet kapağı konusu artık netleşmeli.

- Bize yukarıda lazım, size aşağıda.
- Yukarıda bulursanız aşağıya indirin.
- Söylenmenize gerek yok. Biz aşağıda bulunca söyleniyor muyuz?
- Pazar günü maça gidilir. Bu ibadet gibi bir şeydir. Artık kabullenin.
- Alışveriş asla bir spor değildir ve olmayacaktır.
- Ne istiyorsanız açık isteyin. gizli imalar, ya da açık imalar tarafımızdan asla anlaşılmaz.

- Sadece ne istiyorsanız onu söyleyin. O zaman anlarız.
- Her türlü sorumuzu mümkün olduğunca "evet" ya da "hayır" la yanıtlayın.
- Bir sorununuzu çözmek istediğinizde bize gelin. Biz bunun için varız.

- Empati yapamayız. Bu bayanlar içindir.
- 17 aydır süren baş ağrısı bir problemdir. Artık doktora gidin.
- 6 Ay önce bir tartışmada söylediğimiz şeyler geçersizdir.
- Daha doğrusu söylediğimiz ve 7 günü geçen her şey geçersizdir. Aleyhimizde kullanılamaz.
- Şişman olduğunuzu düşünüyorsanız muhtemelen öyledir,bize sormanıza gerek yok.
- Bizden birşey yapmamızı isteyin. Yâda nasıl yapmamız gerektiğini söyleyin. Ama ikisini birden yapmayın.
- Nasıl yapıldığını biliyorsanız kendiniz yapın.
- Kristof Kolomb'un yön bilmesine ihtiyaç yoktu. Bizim de yok.
- Bütün erkekler aynı default windows ayarı gibi sadece 16 renk görür. Örneğin şeftali ya da portakal bizim için birer meyvedir renk değildir.
- Biz size "neyin var" dediğimizde, "hiçbir şey yok" diyorsanız.Hiçbir şeyiniz yoktur. Yalan söylediğinizi biliriz ama kurcalayana nasılsa altından hayrımıza bir şey çıkmaz.
- Bir yere giderken üstüne ne giyersen giy, hiç fark etmez.Gerçekten. Sormana gerek yok.
- Eğer futboldan, otomobillerden anlamıyorsan ne düşünüyor diye sorup durma.

- Kesinlikle yeterince elbisen var.
- Kesinlikle yeterince ayakkabın var.

- Tabii ki bir şeklim var. Yuvarlakta sonuçta geometrik bir şekildir.
- Tamam bu gece koltuktayım ama hiç sorun değil. Biz bunu kamp yapıyor gibi algılarız.
Bu bildiriyi tüm erkekler okusun da eğlensinler.Bayanlar da okusun daha çok "eğlensinler “diye yayınlıyorum..

İş Ortamındaki İnsanlar..

Aslan Şirketin sahibidir, o kadar.
Bukalemun Bulunduğu ortama göre farklı davranan,nabza
göre şerbet veren ve bu şekilde başarı sağlamaya çalışan
insan tipidir.
Çakal Katırlara yük yükleyip kendileri yapmış gibi
gözükerek bir yerlere gelmeye çalışan, kendileri hakkında
anlatacak çok şeyi olan ve başarılarını büyüte büyüte
anlatan, aslında bomboş olduklarının ortaya çıkmasından
çok korktukları için vahşi gülme çığlıkları atıp duran
insanlardır.
Deve Geçmişteki 1-2 başarısını hörgüçlerine yükleyip
yıllarca onunla yaşamda kalmaya çalışan insan tipidir.
Devekuşu
Hiç bir şeye bulaşmadan kafasını kuma gömüp,
sorunlar yokmuş gibi yapan ve "başkaları çözsün" deyip
elindeki işten başkasına bulaşmayan insan tipidir.
Dinozor Çok tecrübeli olmasına karşın teknolojiyle
tecrübeyi birleştiremeyen,atsan atılmaz satsan satılmaz
insan tipidir.
Domuz Sürekli çamura yatıp işlere köstek olmaktan başka
işi olmayan sorunlu insanlardır...
Fil Çok kaynak tüketmesine rağmen çok güçlü olduğu için
aslanın bile birşey diyemediği insan tipidir.
İnek Bu tipteki insanlar tek bir işte çok iyidir ve o işi yaparak
firmaya iyi para kazandırır. Genelde yeniliklere kapalı,
gözlüklü ve kilolu bir tablo çizerler. Bu tip insanlara sağmak
dışında kimse fazla dokunmaz, yapılmak üzere iş verilir o
kadar.
Karınca Son derece düzenli ve disiplinli çalışırlar ve teknik
bir alanda iyi bir uzmanlığa sahiptirler... Çok iyi çalışırlar ve
başarılı sonuçlar alırlar, ancak liderlik vasfına sahip
değillerdir; Bu insanlar şirketlerin gizli lokomotifleridir…
Ayrıca ineklerin aksine, kendilerini yenileyip yeni koşullara
ayak uydurabilirler.
Kartal Gerçek liderlerdir... Daha yukarıda uçarlar, yukarıda
olmayı hak edecekleri kanatları vardır, geniş resmi,
geçmişi ve geleceği herkesten daha iyi görürler ve güçlü
gibi davranmaya ihtiyaç duymadan güçlü ve asildirler...
Katır Başkalarının yüklediği binbir türlü işi yapıp durur... Bu
arada kendi işlerini de yapar..Yükü hep ağırdır ve
başkalarının yüklerini taşımaya devam ettikçe daha da
yüklenir...
Kedi Yerine çok bağlıdır... Şirkete kök salmıştır ve orada
ölmeye niyetlidir...
Köpek Sadece yaltaklanarak yer edinmeye çalışan insan
tipidir...
Koyun Hiçbirşeye gıkı çıkmaz, katır kadar çok çalışmazlar
ve inek kadar para getirmezler, genelde günlük işleri yapan,
vasat pasif çalışanlardır...

Maymun Papağanlara çok yakındır, tek farkları,
konuşmalarının arasında sürekli komiklik yapmaya
çalışmalarıdır. Biraz da şaklabandırlar…
Papağan Çok ve boş konuşmaktan başka hiçbir
işe yaramazlar...
Sinek Zayıf olmasına rağmen tavırlarıyla mide
bulandıran insan tipidir... Vızıltılarıyla katırları,
koyunları, inekleri hep rahatsız ederler
Timsah Genelde üst kademede olurlar ve işlerine
gelmeyenleri dişleri arasında sıkıştırıverirler ve bu
işe mutlaka bürokratik bir kılıf bulurlar…

Yarasa Önünü göremeyecek kadar kördür ama
duyduklarıyla yolunu bulur. Yanlış bir şey duyacak
olursa duvara toslar. Genelde papağanlar tarafından
kolayca maniple edilebilir.
Yılan Sinsice kuyu kazan insan tipidir, domuzların
aksine oldukça tehlikelidirler.
İnsan Ne yazık ki çok azdır.

Konut Kredisi..

Laz banka müdürü Rusya'ya geziye gitmiş ve bir lokantadan içeri girmiş.
Siparişlerini verdikten sonra bir de bakmış ki karşısında afet bir hatun sürekli kendisine bakıyor.
Davetkâr bakışlarla hatunu masaya çağırmış hatun gelip masaya oturmuş.

Ancak ikisi de birbirlerinin dilinden anlamıyormuş.
Hatun çantasından kalem ve kâğıt çıkarmış ve kâğıdın üzerine sigara resmi çizmiş.

Bizim Laz müdür hemen sigarasına davranmış, kadına ikram etmiş.
Hatun daha sonra kâğıdın üzerine kadeh resmi çizmiş. Bizimki hemen garsonu çağırmış ve en iyi şaraptan sipariş vermiş.
Hatun bu sefer de kâğıda ev resmi çizmiş yanına da 100$ resmi çizmiş.
Bizimki içinden geçirmeye başlamış:
— Ula karıya bak banka müdürü olduğumu anladı konut kredisi istiyor!!!

Taktik..

Bir gemici geç vakit otele gelmiş. Yer olup olmadığını sormuş:
— İki kişilik bir odada tek yatağım var, demiş resepsiyon görevlisi,
Ancak, pek tavsiye etmem. Çünkü öteki yatakta fena halde horlayan bir delikanlı yatıyor.
— Ziyani yok, demiş gemici, verin bana o yatağı...
Ertesi sabah gemici hesabı ödemeye indiğinde otelci sormuş:
— Nasıl uyuyabildiniz mi?
— Çok güzel uyudum, demiş gemici...
— Yanınızdaki müşteri hiç horlamadı mı?
— Hiç horlamadı...
— Ama nasıl olur?
— Odaya girince yanağından "Merhaba güzel çocuk"diye bir makas aldım. Sabaha kadar gözlerini kırpmadan yatakta oturdu...

İkna..

Hayırsever vakıflarından birindeki çalışanlar; şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:
- Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 dolar, ancak bu güne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?
Avukat bir süre düşündü, sonra:
—Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi?
Görevli utandı:
—Şey.., hayır.

—Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye
mahkûm olduğunu?

Görevli utancından kıpkırmızı kesilmiş bir halde özür dilemeye çalışırken avukat onun sözünü kesti:
—Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?
Görevli yerin dibine geçmişti sadece;
—Hayır, hiç bir bilgim yoktu... diye mırıldanabildi.
Avukat bir kez daha onun sözünü keserek devam etti:
— Pekâlâ, ben onlara zerre miktar para vermezken size niçin vereyim?

Rahibe..

Rahibe Chicago uçuşu içi havaalanındaymış..Beklerken köşede bir makine görmüş, üzerinde “hem kilonuzu ölçün hemde geleceğinizi öğrenin” yazıyormuş.
Rahibe;
— Hımm deneyelim bakalım, diyerek makineye para atarak üzerine çıkmış.

Makineden Cazurt, cızırt seslerinden sonra bir kağıt çıkmış. Rahibe kağıdı alıp okumuş. Üzerinde;
— Siz bir rahibesiniz, 80 kilosunuz ve Chicago ya gidiyorsunuz.
Tabi rahibenin çok hoşuna gitmiş sonrada yok canım herkese aynı şeyi söylüyordur, demiş.
Derken rahibe bu işi kafaya takmış ve bir daha tartılacağım diyerek makineye “bakalım ne olacak diyerek bir para daha atıp beklemiş. Makineden yine cazırt, cızırttan sonra çıkan kâğıda bakmış.
— Siz bir rahibesiniz, 80 kilosunuz, Chicago’ya gidiyorsunuz ve 20 dakika içinde kendinizi gitar çalarken bulacaksınız”..Rahibe;
-Yok daha neler…Ben kim ,Gitar çalmak kim?Amma da yalan..demiş ve gitmiş yerine oturmuş. Birkaç dakika sonra rahibenin yanına bir kovboy gelmiş, sırtındaki gitarı rahibenin yanına bırakarak;
— 5 dakika sonra geleceğim, Gitarımı size bırakabilir miyim? demiş ve gitmiş. Bizim rahibe kucağındaki gitarı evirip çevirirken, bir süre sonra gitarın tellerini tıngırdatmaya başlamış ve o anda kafasında şimşekler çakmış.
—Aman Tanrım, makinenin dediği gibi oldu. Burada oturmuş gitar çalıyorum! Hemen kalkmış gitmiş makineye para atmış ve tartılmış,cazırt cızırt sesiyle çıkan yazıyı okumuş;
— Siz bir rahibesiniz, 80 kilosunuz, Chicago’ya gidiyorsunuz ve birazdan herkesin içinde gaz kaçıracaksınız..Bunu okuyan Rahibe çok kızmış;
— Yaşamımda asla böyle bir şey yapmadım, bundan sonrada yapmam.Bu kez tutturamadı deyip hışımla yerine giderken birden ayağı kaymış, popo üstüne düşerken pırt diye de kaçırmış. Rahibe artık deliye dönmüş;
— Hayır! Hayır, buna inanamıyorum! Tanrım bir daha denemeliyim diye tekrar makineye para verip tartılmış, Cazırt cızırt sesiyle çıkan yazıya bakmış;
— Siz bir rahibesiniz, 80 kilosunuz, siz burada gitar çalıp, gaz kaçırmakla meşgulken Chicago uçağını kaçırdınız!!!.

Kör Kayserili..

Gözleri kör yalnız ve yoksul bir Kayseri’li kırlarda başıboş
dolaşırken Bastonuna değen sihirli lambayı alıp içinden
cin çıkartmayı başarmış. Bu işten hayli bıktığı belli olan
cin Kayseriliye şöyle bir baktıktan sonra;
—“Senin hayli isteğin vardır şimdi; sen gözlerinin açılmasını
istersin, zenginlik dilersin, evlenmeyi arzularsın, ama ben
uğraşamam!!! Sadece bir dileğini yerine getireceğim. İyi
düşün ve ne isteyeceksen öyle iste ” demiş.
Kayserili
Biraz düşündükten sonra dileğini söylemiş;
—“ Çocuğumun binlerce altınlarımı sayarken görmek istiyorum”.

Nazar Değmesin..

Üç sevimli dede, kahvede konuşuyorlardı…
Birincisi;
— Sormayın arkadaşlar, ben de bir unutkanlık başladı.
Eve giderken merdivenleri iki üç basamak çıkıyorum ve
5 dk. dinleneyim, diyorum. Dinleniyorum sonra düşünüyorum
acaba yukarı mı çıkıyordum yoksa aşağı mı iniyordum? diye.
İkincisi;
— Sendeki de bir şey mi be kardeş. Ben sabah pijamalarımı
çıkarıyorum tam dolabıma koyacakken düşünüyorum. Acaba
ben pijamamı mı giyecektim yoksa dolaba mı koyacaktım? diye..
Üçüncü dede;
— Allaha şükür ben de hiç böyle bir sorun yok, der ve nazar
değmesin anlamında tahtaya tık tık vurur.
Vurmasıyla birlikte hemen;
— Kimooo? Kim var orada? Kim çalıyor kapıyııııı?

Bilmiyordum..

Üniversite’den yeni mezun olmuş bir genç süper markette bir işe başlar.
İlk çalışma günüyle ilgili bilgi almak üzere müdürün odasına gider.
Müdür genci kutlayarak, sıcak bir gülümsemeyle elini sıkar ve eline bir süpürge verir:

- İlk işin marketi temizlemek, der.
Genç;
— Ama ben bir üniversite mezunuyum!!, diye öfkeli bir şekilde yanıt verir.

— Oh, özür dilerim, bilmiyordum, der müdürü;Gel bakalım, süpürgeyi bana ver, sana
nasıl yapacağını göstereceğim...

Eczacının Suçu Ne?

Adam evine dönünce karısını hüngür hüngür ağlarken bulmuş. Telaşla sormuş.
-"Eczacı." demiş karısı içini çekerek.
"Telefonda bana küfür etti!
Adam öfkeyle Eczaneye koşmuş.
-"Sen ne dedin benim karıma" diye saldırmış eczacıya.
-"Durun!" demiş eczacı, "Bir de beni dinleyin!
Bu sabah saatin alarmı çalmayınca hayli geç kalkabildim. Kahvaltı etmeden kapıdan fırladım ki evin ve arabanın anahtarlarını içeride unutmuşum. Pencerenin camını kırarak anahtarları aldım. Geciktim diye biraz hız yapınca yolda ceza yedim. Yârı yolda lastiğim patladı. Eczaneye geldim ki kapıda bir sürü insan bekleşiyor.
Kapıyı açarken telefon yerinden fırlarcasına çalıyordu. Birinin
parasının üzerini vermek için hamle yaptığımda paralar yere
saçıldı. Ellerimin ve dizlerimin üzerinde paraları toplarken
telefon hala çalıyordu. Ayağa kalkarken kasanın açık çekmecesine başımı vuranca yere yuvarlandım. Telefon hala çalıyordu. Hamle yaparken ortadaki rafa çarptım. En pahalı parfümler yerlere düşüp kırıldı. Telefon hala deli gibi çalıyordu. Sonunda açtım karınız arıyormuş.
-"Rektal termometreyi nasıl kullanacağım?" diye sordu.
Beyefendi size yemin ederim kendisine sadece doğruyu söyledim!"

Kedi~Köpek





KEDİ NEDIR?

1. Kedi, canı ne isterse yapar.
2. Kedi, sizin sözünüzü pek dinlemez.
3. Kedinin ne yapacağı önceden kestirilemez.
4. Sizin yalnız olmak istediğiniz anlarda, kedi oynamak ister.
5. Sizin oynamak istediğiniz anlarda, kedi yalnız olmak ister.
6. Kedi, her miyavladığında ilgilenmenizi ister.
7. Kedinin ruh hali çok değişkendir.
SONUÇ:
Kediler yumuşacık tüylerin altına saklanmış kadınlardır...


KÖPEK NEDİR?

1. Köpek, evde gözüne bir yer kestirir, oradan onu kaldırmanın
imkânı yoktur.
2. Köpek, içerdeki odada bir cips paketi açarsanız sesi duyar, ama
aynı odada iseniz ona bir şey söylediğinizde duymaz.
3. Köpek, aynı anda hem aptal, hem sevimli görünebilir.
4. Köpek, siz mutsuzsanız ulumaya başlar.
5. Siz oynamak istediğinizde köpek de oynamak ister.
6. Siz yalnız kalmak istediğinizde köpek yine de oynamak ister.
7. Köpek, eşyalarını her tarafa bırakır.
8. Köpek, ağzıyla iğrenç şeyler yaptıktan sonra sizi öpmeye
çalışır.
9. Köpek, sizinle tanışır tanışmaz hemen ilgi bekler.
SONUÇ:
Köpekler yumuşacık tüylerin altına saklanmış erkeklerdir...

KEDİ- KÖPEK FARKI;
Bir köpeğin düşünce tarzı:

Birlikte yaşadığım bu insanlar beni besliyor, seviyor, sıcak tutuyor ve bana çok iyi bakıyor... Bunlar Tanrı mı ne?.

Bir kedinin düşünce tarzı:

Birlikte yaşadığım bu insanlar beni besliyor, seviyor, sıcak tutuyor ve bana çok iyi bakıyor... Ben tanrı mıyım ne?...

Topkapı..

Kekemenin biri Tophane’de bir at ölüsüne rastlamış.
Polisi aramış:

-İiiiiii iiiiiiyi gugugunler...bubububrarada bir aaaat öölüsüsü var....
- Nerede? demiş, polis.

- Totototototo...tooop......
— Topkapı’da mı?
- Haaayır.....

- Aman be! demiş polis ve cat diye kapatmış.
Biraz sonra kekeme tekrar aramış:

-İiiyi gunleleler...buburaradada bibibir at olülülüsü vaaar..
— Nerede kardeşim? demiş polis.
— Tooooooop... tototop....top...
— Topkapı’da mı? demiş.
— Hahahaaayır...
— Yeter be! deyip, tekrar kekemenin yüzüne kapatmış.
Aynı konuşma 9 defa geçmiş aralarında, aynı şekilde biterek...
Kekeme aramayı bırakmış.Polis oh! be.... diye rahatlamış. İki saat sonra telefon çalmış.
Polis açmış.Karşısında aynı ses:

-İiiiiyiyi gügünleler..Buburada bibibir aaat ölülüsü vavavar...
- Nerede?Be adam!!!Kekeme:
-Tooooo....toootoop...top..top...Polis;
- Topkapı'da mı,kardeşimmm?

Kekeme:
- Ooooraraya gogotütürdüm....

Süpermen..

Adamcağız hayli alkollü ve de bitkin üstelik gecenin saat üçünde evine geliyor.
Karısı son derece zinde, duruma kesinlikle hakim, kocasını sorgulamaya başlar.
— Söyle bakalım Süpermeeen….Neler yaptın bu akşam?
— Valla karıcım, patronla beraber müşterileri yemeğe çıkarttık.
— Eeee, sonra ne yaptınız Süpermen?
— Oradan striptize gittiiik...ben sadece seyrettim.
- Yani sen bişiyler yapmadın değil mi, Süpermen ??!!!
— Ben hiç bişicikler yapmadım, ama sen niye bana
ikide bir Süpermen diyorsun?
— Valla ben; bir seni, bir de Süpermeni gördüm, donunu pantolonunun üstüne giyen!

Gül Kokai..

Cenevre tarım konferansı’nda katılımcıların her biri yaptıkları çalışmaları ve sonuçta gerçekleştirdikleri verim artışını anlatıyormuş.
Sıra Temel'e gelince;
— Kuru fasulyeye gül aşıladuk.
— Peki, bunu niye yaptınız?
— Yellenince gül kokayii.

Yapamayi..

Bizim Temel, bir TV kanalında yarışmaya katılır.Kazandığı parayı eksik verirler.
Temel sebebini sorar.
- Eee öyle.. Vergi kesiyoruz..yanıtını alır.
Bunun üzerine Temel, avukata başvurur.

Avukat ona;
—Televizyonu mahkemeye ver, der.
Aradan zaman geçer Avukat yolda Temeli görür;
— Ula televizyonu mahkemeye verdin mi?
Temel cevaplar.
— Verdim ama ertesi cün keri ketirdim oni... İnsan yine de televizyonsuz yapamayi!

Sonradan geri aldım oni…

20 Ağustos 2007 Pazartesi

Tavşan!!

Tavşan bir gün ormanda koşarken esrar içmeye hazırlanan zürafayı görür;
— Zürafa kardeş bırak, onu gel koşalım form tutalım, der.
Başlar bunlar koşmaya, az ilerde kokain çekmeye hazırlanan fili
görürler;
— Fil kardeş gel koşalım form tutalım, onlar zararlı, der.
Başlar bunlar koşmaya, ilerde eroin enjekte etmeye çalışan aslanı görürler. Tavşan;
— Aslan kardeş, bırak onu batırma kendine gel, koşalım form tutalım, der.
Aslan tavşana yaklaşır ve okkalı bir yumruk atar, tavşan yerde acı içindeyken, fil ile zürafa;
—Neden yaptın bunu? Bizim iyiliğimizi istiyor, derler.
Aslan hemen ekler;
— Bu manyak, ne zaman EXTACY içse, ormanda bizi deli gibi koşturuyor!!

16 Ağustos 2007 Perşembe

Sözcüklerin Bilinmeyen Anlamları(2)

Hırsız: Kaynak arayışı içinde olan girişimci vatandaş ,
Hortumcu: Hortumun emiş özelliğini parasal alana uygulayan buluş adamı ,
Rüşvetçi: ´Benim memurum işini bilir´ felsefesinin masum müridi ,
Sahtekar: Bir şeyin aynısını yapma derdindeki insan ,
Kalpazan: Merkez Bankası fahri çalışanı ,
Tecavüzcü: Güzellikler karşısında çaresiz kalan yiğit ,
Holigan: Döner bıçakla gezen spor düşkünü ,
Kaçakçı: Var oluşunu sınırlar ötesinde arayan macera tutkunu gezgin ,
Kapkaççı: Kadınların çantasında ne olduğunu çok merak eden macera tutkunu kişilik ,
Uyuşturucu satıcısı: Mutluluk peşindeki insanları hatır için madde bağımlısı yapan dost ,
Kadın satıcısı: Dostlarını birbiriyle tanıştırıp yüzdesini alan güzel huylu insan ,
Kiralık katil: Para ile kişiliğini satmayan mütevazi yaratık ,
Yankesici: Cebimizdekilere ilgi ve tutkuyla yandan yaklaşan muzip ,
Dolandırıcı: Saf vatandaşlara şaka yapan komik ruhlu masum ,
Mafya: Yasaların olmadığı bir toplumda işlerin daha kolay yürüdüğünü ispata yönelik özel

kuruluş ,
Sömürücü: İşçiye iş verip para vermeyen güzel müteşebbis...

15 Ağustos 2007 Çarşamba

Ölmeden Önce Söylenen Son Sözler..

Postanede bana ait bir koli varmış onu almaya geldim...
İnönü Beşiktaş'a mezar olacak!
Korkma hanım bu saatte kapımızı kim çalacak?
Tanıdık biridir...
Yalan söylüyorsam şuracıkta öleyim...
Gel abi burası boyu geçmiyo...
Gelen şey köpek balığına ne kadar benziyo...
Korkma ben attığımı vururum.
Yapma Hasan abi, şeytan doldurur...
Elektrikçiye ne gerek var canım, ben şimdi hallederim...
Ben sarı ışıkta geçerim.
Atlasam bir şey olmaz di mi?..
Oğlum lan şu herife ayı deme bak
Dur basma o düğmeye
Hanııım, bi kibrit yak da bakalım bu ne kokusuymuş....
Ben denedim...
Korkmayın...
Sonra görüşürüz...
Senin için ölebilirim...
Yaklaşırsanız atlarım...
Oğlum beş taş çaldım, ruhun bile duymadı...
Ölmek istemiyorum.
Ben askere gidiyorum.
Ruhi abi burası galiba Fener tribünü diil yav...
Şşşşşt... Sessiz olun şoför uyuyo...
Vakkas abi senin için öle böle diyolar... Doğru mu?
Bence burada mayın yok
Dolmuş benim diil mi? İster arabesk çalarım ister klasik! :(
Kanun namına dur diyorum!
Bu kutunun içinden TIK TIK sesler geliyor yav...
Merak etme bizi vuramaz, menzilin dışındayız...
Erkeksen vur!..
Bak ellerimi bırakıp bisiklet sürebiliyorum...
Ne tatlı, ısırır mı?
He he he, adamın burnuna bak...
Korkma, bu tünelden yıllardır tren geçmiyor...
Abi ben bu ayıyı silah kullanmadan öldürürüm...
Abi çevremizde fazla polis yok, teslim olmayalım, kaçalım abi...
Polisi arayalım, mafya bizi bulamaz...
Anne, az önce üzerinde kızılay olan dolaptan bonibon alıp yedim...
Şu karşıdan gelen iki ışık da ne?
Sarı kabloyu kesicem di mi?
Ben sarhoş değilim! (direksiyon başında)
Beni koru!
Bu yuvarlak halkayı çekince no luyo? (el bombası)
Abi, namludan bakınca dolu olduğu anlaşılıyor mu?
Boy veriyorum.
Tutmayın lan beni, bittin oğlum sen!!!
Şu anda konuştuklarımızı duysa bizi öldürür*.

Çift Olduğunuza 30 Kanıt..

1.Konuşmaya başladığında, aynı fikirde olduğunu kanıtlarcasına neşe içinde cümleyi
tamamlayan o oluyorsa ya da aynı şeyi sen de yapıyorsan,
2. Yemeye çıktığınızda ne yiyeceğini tahmin ediyor ve senin yerine sipariş verebiliyorsa,
3. Futbol maçlarından sonra hasta olmaması için üzerine kalın bir şeyler giymesini söylemekten

kendini alıkoyamıyorsan,
4. Kalabalık bir grup içinde o senin yanından ayrılmıyor, senin söylediklerini dikkatle dinliyorsa,

5.Onun zevkleri hakkındaki olumsuz eleştirini bile ona rahatlıkla söyleyebiliyorsan, o da
çekinmeden aynısını sana yapabiliyorsa,
6.Cep telefonuna senin numaranı kendi bulduğu lakabınla kaydettiyse,
7.Dikkati her daim üzerindeyse, bulunduğun ruh hallerini çok iyi anlıyor,seninle konuşmaya ve

seni anlamaya çalışıyorsa,
8. Arkadaşların, onun hakkında konuşurken çok daha özenli ve dikkatlilerse,
9. Ona kıyafet seçmek ya da beraber alışverişe çıkmak hoşuna gidiyorsa,
10.Yalnızken karşılaştığın bir arkadaşın, onu senin yanında göremediği için şaşırıyor ve nerede

olduğunu sırıtarak soruyorsa,
11.Sizin şarkınız çalmaya başladığında, gözlerinin içi gülmeye başlıyor,sana dönüp

gülümsüyorsa
(hele ki bu, çok romantik bir aşk parçasıysa),
12. Sana eski kız arkadaşlarından bahsetmeye çekiniyor, gerekli durumlarda konuyu en kısa

haliyle özet geçip bunu da utana sıkıla yapıyorsa,
13. Kazayla birbirinize dokunduğunuzda uzun süre kendinize gelemiyor ve bir domates gibi

kızarıyorsanız,
14. Arkadaş grubundaki erkeklerden seni kıskanıyor ve mümkün olduğunca baş başa

buluşmalar ayarlamaya çalışıyorsa,
15. İkinizin de cümleleri, 'ben' yerine 'biz' ile başlıyorsa,
16. Kendini kötü hissettiğin anlarda bir tek onu görmek sana iyi geliyorsa,
17. Sık sık seni arıyor ve nasıl olduğunu merak ediyorsa,

18. Sana bir derdini anlatmaktan çekinmiyorsa,
19. Birbiriniz hakkında, çocukluğunuzda başınızdan geçen üzüntülü veya neşeli olaylar da dahil

olmak üzere bir dolu bilgiye sahipseniz,
20. Arkadaşlarının 'siz beraber misiniz' tarzı sorularına, ne 'evet' ne de 'hayır' diyebiliyor,

hemen yüzün kızarıveriyorsa,
21. Gömleğinin yakasını yamuk gördüğünde bir refleksle düzeltiyor, sonra da seni 'yanlış' anlar

düşüncesiyle yaptığından utanıyorsan,
22. Onunla, yemeğini, eşyalarını ve hatta harçlığını paylaşmaktan çekinmiyorsan, o da sana

karşı aynı şekilde davranıyorsa,
23. Süslenip püslenip arkadaşlarınla buluştuğun bir gün, hiç çekinmeden herkesin içinde sana

iltifatlar yağdırıyor ve seni şımartıyorsa,
24. Onun erkek arkadaşlarının sana karşı daha nazik olduklarını,özellikle konuşurken seçtikleri

kelimelere ekstra dikkat ettiklerini hissediyorsan,
25. Kız arkadaşların, onun hakkında kötü bir şey söylememek için çaba sarf ediyorlarsa (ki

hatasız kul olmaz, unutma),
26. Kimsenin bilmediği sırrını tek bilen o ise, o da şimdiye kadar kimselere söylemediği özelini

bir tek seninle paylaştıysa,
27. Birbirinize sık sık, belki de hiç gerçekleşmeyecek en tatlı hayallerinizden bahsediyorsanız,
28. Ufak tefek anlaşmazlıklarınızı yakın arkadaşına anlattığında o bunu hiç ciddiye almıyor ve

nasılsa barışacaksınız gözüyle bakıyorsa,
29. Arkadaşlarına ondan bahsederken 'o' demen yetiyorsa, onlar da bahsedilenin kim olduğunu

gayet iyi biliyorlarsa,
30. Tek başına yapmaktan en keyif aldığın şeylerde artık eski tadı bulamıyor, onunla yaptığın

her şey sana daha eğlenceli geliyorsa...
Sen ve O Gerçekten aşıksınız demektir! Geçmiş olsun...

Erkek ve Kadınların Ayrı Dünyaları..

Başından büyük bir aşk geçmemiş her kadın için bu bir eksikliktir;
başından büyük bir aşk geçmiş her erkek için ise bu bir fazlalıktır.
Erkeğin hayatında belki bir aşka yer vardır. Kadının ise aşkında belki bir hayat..
Erkekler deli gibi âşık olurlar, zamanla akıllanırlar.
Kadınlar ise akıllı gibi âşık olurlar, zamanla delirirler.
Aşk, kadını ve erkeği farklı etkiler. Aşık olan kadının gözünde başka hiçbir şeyin değeri kalmaz. Âşık olan erkeğin gözünde ise her şey yeniden değerlenir. Çünkü âşık kadın "nasıl olsa bitecek" sezgisi ile hareket eder. Âşık erkek ise "nasıl olsa sonsuza dek sürecek" yanılgısıyla... Âşık kadınlar bu yüzden hep endişeli ve huzursuzdurlar; aşık erkekler ise melekler gibi dingin ve aptallar gibi bön.
Aşık olmak erkeğe yakışır. Kadına asla. Kadına yakışan sadece aşktır.
Aşksız bir erkek kendini kölesiz bir efendi gibi hisseder, aşksız bir
kadın ise efendisiz bir köle.
Kadın Ne İster?
Ne mi ister?
Hepsini ister.
Ve aynı anda.
Peki, erkekler ne ister?
Hem sevgili karıları hem de haremleri olsun isterler.
Peki, neden korkarlar?
Hem karısız hem de haremsiz kalmaktan korkarlar.
Kadın erkeğinin kendisine kul köle olmasını ister; olunca da ondan nefret eder. Erkek ise kadının kendisine köle olmasını istemez; olunca da onu sever.
Bir erkek kadından bıktığı için onu terk eder; bir kadın ise erkeğinden sıkıldığı için. Arada çok önemli bir fark var. Bir erkek doyduğu için kadınından bıkar. Bir kadın ise doyamadığı için erkeğinden sıkılır.
Erkek kadının fiziksel görüntüsüyle; kadın ise erkeğin şehvetiyle tahrik olur. Onun için kadınlar karşılarındakini anlarlar; erkekler ise sadece görünen dünyayı.
Kadın terk edildiği ve aldatıldığı zamanlarda, bir de boşanırken hiç
tereddüt etmez. Kararlı, şuurlu ve son derece akıllı biçimde bütün strateji ve nokta hücumu taktikleriyle delirir.
Delilik, kadınların aklıdır. Ve sadece bu özellikleri bile, onların
erkeklerden daha üstün kabul edilmeleri için yeterli bir sebeptir.
Kadınlar, sezgileriyle her şeyi bilirler. Erkekler ise akıllarıyla hiçbir
şeyi bilemezler.
Kadınlar her şeyi görürler. Göremediklerini duyarlar.
Duyamadıklarını ise sezerler.. Dişilik yalnız algı kapılarını değil,bütün telepati, sezgi, altıncı his ve üçüncü göz kapılarını açan LSD, Mecaline, Psilosibin kadar güçlü bir iksirdir.
Kadınların sezgileri o kadar olağanüstüdür ki, onları erkeklerden çok daha üstün saymamak için hiçbir neden yok.
Sezgi de neymiş mi dediniz? Aklin eli, kolu, gözü, kulağı ve burnudur. Aklın dürbünü, pusulası ve radarıdır. Şahini ve tazısıdır.
Kapanı, tuzağı ve oltasıdır. Sezgi en kurnaz avcıdır. Sezgi olmasa ne bilim ne felsefe ne sanat olurdu.
Akıl mı?
Akıl sezginin uşağıdır. O kadar..
Sezgileri yerine bilgileri ile hareket eden bilgiç kadınlar kadar itici
yaratıklar düşünemem. Akıllıları ve kültürlüleri ise itici değillerdir ama sıkıcı olurlar çoğu zaman. Kadına en çok yaraşan ne akıl, ne bilgi, ne de kültürdür. İnce ve şuh bir zekadır...
Yılmaz ERDOGAN

Bu Kızları Bırakın!!

Ay bu akşam değişik bir şey yapalım (Bırak)
Ay şekerim saçlarım böyle mi güzel şöyle mi güzel (Bırak)
Bazı şeyler artık bana yetmiyor (Bırak)
Annem seninle tanışmak istiyor (Bırak)
Babam seninle tanışmak istiyor (Bırak)
Kendimi asmak istiyorum (Bırak)
Bugün kendimi yorgun hissediyorum (Bırak)
Uçur beni (Bırak)
Hadi yiğidim aslanım kalem kaşlım (Hemennnnnn)
Yaa bu ay ki telefon faturamı sen ödesen (Düşünme bile)
Pelin'in erkek arkadaşının arabasını gördün mü (Neee bırak tabi)
Ben de mi o kıyafetten alsam (Koşarak uzaklaş)
Sinema mı olmaz ya günümüzü sinema ile berbat etmiyelim ama sen bilirsin..(Bırak bırak

bırakmakla kalma tokat at)
Kendimi bu akşam ölecekmişim gibi hissediyorum (Bırak)
Evlenirsek ben ütü ve çamaşır olayına girmem (Bırak imkanın varsa kafa at,yere düşerse tekme

ile devam et)
Ayyy bu kıyafet sana hiç yakışmamışşş (Sus ve başka bir tarafa doğru ıslık çalarak yürümeye

başla)
Şakaların batıyoooooooooooo (Uçan tekme at)
Diş etlerimde iltihaplanma çıktı öpüşmeyelim bir süre olur mu hayatım(Döner tekme at

midesine)
Cep telefonunu çaldırır kapatırsa (Polis karakoluna yönlendir, bırak)
Hayatım ben makyajımı yapıp aşşaıya ineceğim deyip 2 saat gecikiyorsa(Gözüne parmağını

sok)
Burnumu biraz kaldırsam mı (Kulağını ısır)


Siz erkekler futboldan ne anlıyorsunuz (Koşarak omuz at)
Özür dilerim geciktim (Sopa varsa etrafta sopa ile kovala
yoksa taş bul gerisini bırak içindeki hayvan bitirsin)
Komik ayakkabılar giyiyorsa (Ben karışmıyorum bu kısma
isteyen istediğini yapsın)
Eski erkek arkadaşımla bir yemek yesem ne olur ki hem
bana önemli bir şey söleyecekmiş çok merak ettim
(Son sözleri mi mezartaşı için biraz uzun oldu da...)
Başkalarının hikayelerini dinleyipte siz erkekler çok
hayvansınız derse (Kafa göz dal ben suçu üzerime alırım)
Evlenince ben senin ayağına basacağım (Öyle bir tokat at
ki allahı şaşsın)
Ben eski hayatımda bir diktatörmüşüm biliyor musun
(İstiklal marşını söylet ))
Şu anda seninle konuşamam evde misafirler var (Dürbünlü
tüfekle vur 250 metreden)
Ay sıkıldım çıkalım bu filmden (Patlamış mısırların hepsini
zorla yedir)
Sevgililer gününde sana ayı alırsa (Kafaderisi kemerini
süslesin veya postu şömineni)
Hayır o arkadaşınla görüşmeni istemiyorum (!!!!!!)
Ağzı açık yemek yediği zaman (Masayı fırlat sandalyeyi kır
kafasında)
Alo kocacım naber (!!!! evlenmeden hele aman
amannnnnnnnn. bırak bırak hatta bırakma kaç.....)
Bu listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz.... Ama en iyisi
hiç başlamamak ))

Kadın ~ Erkek (aman ha!!.)

KADIN

—20 yaşında kadın piyano gibidir, her tuşu ayrı
bir ses verir.
—25 yaşında kadın keman gibidir, her telinde
inleyen nağmeler vardır.
—30 yaşında kanun gibidir, nereden çalınacağı
iyi bilinir.
—35 yaşında kadın ud gibidir, her teli tek tek gerilir.
—40 yaşındaki kadın bateri gibidir, çalınabilmesi
büyük bir enerji gerektirir.
—45 yaşındaki kadın elektrogitar gibidir, kısa devre
yaparsa konser yatar.
—50 yasındaki kadın yaylı tambur gibidir, çalabilmek
için şekilden şekle girmek gerekir.
—55 yaşındaki kadın senfonide bir düdük gibidir, ötse
bile duyulmaz.
—60 yaşındaki kadın kontrbas gibidir, artik ne yapsanız
da akort tutmaz.

ERKEK


—20 yaşındaki erkek müzik seti gibidir; radyosu sussa
teybi çalışır,teybi sussa pikabı çalışır.
—25 yaşındaki erkek televizyon gibidir, bir kanalı kapansa,
öbür kanalı yayın yapar. Bütün bu kanalları kapansa
uydudan yayın yapar.
—30 yaşındaki erkek transistorlu radyo gibidir, hem pille
çalışır hem cereyanla.
—35 yaşındaki erkek kompakt disk gibidir,net ve temiz
yayın yapar.
—40 yaşındaki erkek oto radyosu gibidir, motor stop edince
o da stop eder.
—45 yaşındaki erkek eğlence programı gibidir, yayını
haftada birdir.
—50 yaşındaki erkek aktüalite programı gibidir, her şey
vardır bir "o...!"yoktur.
—55 yaşındaki erkek sanat galerisi gibidir, hünerli
ellerinden çıkan şaheserleri bünyesinde barındırır.
—60 yaşındaki erkek teknik bir ariza gibidir, ustası
gelmeden tamir edilemez.

Sözcüklerin Bilmediğimiz Anlamları..

Aşk: 1 sesli, 2 sessiz ve 2 aptaldan oluşan sözcük.
Baş ağrısı: Kadınlar tarafından en fazla kullanılan doğum kontrol yöntemi.
Nanosaniye: Trafikte ışığın yeşile dönmesi ve arkadaki hayvanın korna çalması arasında geçen
süre.
Futbol: Kadınların kocaları yerine bilmeden evlendikleri nesne.
Hardware: Bilgisayarın yazılım arızası nedeniyle bozulması durumunda yumruklanan kısmı.
Entellektüel: 2 saat boyunca seksten başka, bir şey düşünmeyi becerebilen insanoğlu.
Ekip çalışması: Bütün suçları ekibin geri kalanına yüklemeyi sağlayan çalışma biçimi.
Doktor: Hastalığınızı ilaçlarla iyileştiren, sonra da sizi faturalarla öldüren kişi.
Patron: Geç kaldığınızda işe erken gelen, erken geldiğinizde geç kalan kişi.
Gözyaşı: Erkek gücünün, kadın gücü karşısında bozguna uğratılmasına yarayan hidrolik güç

birimi.
Söylenti: Ses hızından bile hızlı dağılan haberler.
Sözlük: Boşanmanın, nikâhtan önce geldiği tek yer .
Baba: Doğanın bize armağanı olan banka.
Gülümseme: Pek çok şeyi bir doğruya çeviren eğri.
İyimser: Kazayla nehre düştüğünde banyo yapmaya başlayan kişi.
Diplomat: Size cehenneme gitmenizi öyle bir dille anlatır ki, bu yolculuk için can atarsınız.
Ofis: Gergin bir ev hayatından sonra gevşediğiniz yer.
Komite: Kendi başlarına hiçbir şey yapamayan ve birlikte hiçbir şeyin yapılamayacağına karar

vermek için bir araya gelen insanlar.

Komposizyon..

Temelcik çok haylaz.Sık sık ceza alır. Bir keresinde öğretmen ona çok kızıp bin kelimelik bir kompozisyon yazma cezası verir.
Bunun üzerine temelcik şunları yazar;
''Dün çedimi kaybettum, tışarı çiktum, aramaya paşladum,dedumçi;
Çediciim!!. cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,cel,
cel,cel,cel,cel,cel,cel....

Yaşama Dair..

Yalan
Tohumdur.
Bire kırk verir.
Verdiği kırkın her biri
Bir tohumdur ki o da bire kırk verir.

Bilgi de tohumdur.
Bire yüz verir.
Verdiği yüzün her biri
Bir tohumdur ki;
Sana bilgelik, torunlarına da ilham verir.

Zeka
Sudur.
Tohumları yeşertir.
Yalanı da bilgiyi de.

Yetenek
Topraktır.
Ne ekersen onu biçersin.
Ekmezsen üzerinde ayrık otları biter.

Emek
Güneştir.
Tohuma da suya da toprağa da hayat verir..

Kader
Çadırındaki kilim gibidir.
Sen dokursun.
Deseni sendendir, renkleri Tanrı'dan.

Şans
Doğal gübredir.
Boktan bir şeydir yani.
Ne zaman nereye düşeceği belli olmaz.
Kilimine düşerse kirletir. Desenini değiştirir.
Her şeyi bombok eder.
Oysa toprağına düşerse besler.

Bu kitabe
Okuyana ilham,
Yazana derman,
Dağıtana ne getirir bilemem...

Üç Kağatçıyız Vesselam..

Konusu aynı olan, iki farklı cinsiyet üzerindeki araştırma da;

Bir kadın bütün gece eve gelmemiş.


Ertesi sabah kocasına, gece bir arkadaşında kaldığını söylemiş.
Kocası, karısının en yakın 10 arkadaşını aramış ve
hiçbiri karısının kendisinde kaldığını onaylamamış.

Bir erkek bütün gece eve gelmemiş.


Ertesi sabah karısına, gece bir arkadaşında kaldığını söylemiş.
Karısı, kocasının en yakın 10 arkadaşını aramış ve
5 tanesi kocasının kendisinde kaldığını onaylamış,
diğer 5 tanesi ise kocasının hala kendisiyle birlikte olduğunu iddia etmiş.

Geri Döneyrum Da..

Karadeniz'in iki ünlü yüzücüsü Temel ile Dursun, değişiklik olsun diye bu sefer Akdeniz'de bir uzun mesafeli yüzme denemesine çıkarlar. Yüzerek Kıbrıs'a gitmek üzere, Mersin limanından denize açılırlar.
Saatlerce kulaç attıktan sonra Dursun, biraz gerisinde kalan Temel'e hem bağırır hem de

hızlanır;
- Ula Temel. Haçan az kaldu uşağum. Peş parmak dağlarinu görüyrum bile, 15 takkaya kalmaz Kibrus'tayız.
Ama arkadan gelen Temel, biraz sinirli, biraz da yorgun zar zor öne doğru bağırır:
- Tursiiin, ula pen bitmişum. Pen mahfolmişum, yorulmişum ki hemi de nasıl !.. Sen devam et var Kibrus'a ben dayanamayacağum, geri döneyrum da!!.

Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi..

Ne güzeldi diil mi yaşadıklarımız, ne güzeldi...
artık ne sen, ne de ben bulamayız o günleri.
bazen düşünüyorum da...
bende de kazmalık vardı galiba, diyorum.
İkimiz de kıymetini bilemedik gençliğimizin.
hatırlar mısın, akşam olur pijamalarımızı giyerdik.
sen kokunu sürerdin...
oda mahvolurdu, adeta içinde yüzerdin çünkü.
olmadık şeylere güler, durup-dururken ağlardık.
görenler deli sanırdı, sanırsam.
güzel havalarda sokaklara çıkardık.
ama hep yağmura yakalanır, sıçana dönerdik.
bir de kar yağınca kartopu oynardık seninle.
topların içine hep taş koyardın, atardın.
sen, iskambil kağıtlarından fal bakardın.
İstediğin çıkmadığında sövüp kalaylardın, ağzın bozuktu biraz
Çok kızardın sigara içtiğime.
ve içkime karışırdın, oklavayla karşılardın beni
eve sarhoş geldiğimde.
az dayağını yemedim.
arasıra rejim yapardın, ama ihtiyacın vardı.
hükümet gibi karıydın şerefsizim.
komşunun çocukları vardı, bizim oğlanın kafasını yarmışlardı
beraber çocuk bahçesine giderdiniz.
ben televizyonda maça bakardım.
ne işim var çocuk parkında.
arasıra arkadaşlar gelir poker oynardık.
ben hile yapardım, sen yardım ederdin.
benim askerde yediğim dayak hikayeleri...
senin anderson'dan hikayelerin hiç bitmezdi..
İlk tanıştığımız günü hatırlar, gülerdik.
sen bana, üstümde ne vardı diye sorardın.
ben de, '40 sene geçti, ne bilim ben?' derdim
sen kızınca ben de sallamaya başlardım.
Çingene pembesi bi kazak,
ördek yeşili bi etek,
beyaz çoraplar, mor pabuçların....
güzel bir bahar akşamı sinemada karşılaşmıştık.
İkimiz de önümüze bakmamıştık.
Özellikle ben, güneş gözlüklerimin ardından kızları kesiyordum.
Çarpıştık önce, sen,'ÇÜŞŞŞ ayı' dedin.
sonra ben 'güzel olduğunuz kadar küstahsınız da! dedim.
sen hemen yavşadın, göz-göze geldik ve başladık, film gibi yani..
sonra ayrıldık.
sen benim ayak kokuma dayanamamıştın.
ben senin sarmısak kokan nefesine..

Tabela..

Denizde mayosunu düşüren bayan gözüne ilişen tabelayı önüne kapatarak çıkar.
Seyredenleri alır bir gülme..
Bayan tabelaya bakar ...
" Erkeklere mahsustur" yazıyor..
Hızlıca eline geçirdiği diğer tabelayla değiştirir.
Herkes katıla katıla gülmeye başlar....
Bakar ki tabela da:
"Derinlik beş metre"

Bil Bakalım..

Şakacı pilot iniş yaparken, kuleye her seferinde;
- Bilin bakalım ben kimim? diye sorarmış..
Kuledekiler çok sinir oluyorlarmış pilotun bu sulu şakasına.
Bir gece pilot her zamanki gibi;
- Bilin bakalım ben kimim?" der demez. Kuledekilerde ışıkları söndürmüşler;
- Sen bil bakalım,pist nerede?

Prensibimdir

Memur işe girmiş. Aybaşında maaşını alınca bir de ne görsün zarfta 100 milyon fazla var.
Sesini çıkarmamış, parayı bir güzel harcamış.
Bir sonraki ay gelince bu seferde zarfta 50 milyon eksik çıkmış.

Memur köpürmüş:
— Maaşım 50 milyon eksik böyle hatayı kabul etmem, diye bağırınca..
— Peki, 100 milyon fazla aldığın zaman niye sesini çıkarmadın?
— Prensibimdir ilk hatayı affederim.

Otobüs...

— Alo, aloo, abi ben Kâmil Koç İstanbul-Ankara otobüsünden arıyorum. Kaptan molada içkiyi fazla kaçırdı herhalde, uyuyor şimdi.
— Evlat sakin ol, muavin orda mı?
— Hayır, otobüste değil, tanrım ona ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yok!
— Tamam evlat, hiç korkma, sizi kurtaracağız. Şimdi şoförü yavaşça koltuktan yana çek, sen

oturacaksın onun yerine.
—Ama onu yana çekersem düşer, kendinde değil!
—Düşsün pezevenk! Oraya senin oturman gerekiyor.
— Tamam, oturdum. Şimdi ne yapmalıyım?
— Direksiyonu tut, ne çok sıkı ne çok gevşek.
— Tuttum. çok eğlenceli görünüyor ehu..
—Evlat, ciddi ol, 40 yolcunun hayatı senin elinde. Şimdi; önündeki panelde bir çok gösterge var

değil mi? Tam ortadaki büyük olana bak, ne yazıyor orda?
— Bismillahirrahmanirrahim.
- Hayır, göstergenin üstündeki yazıya değil göstergeye bak! Hız göstergesine bak, kaçla

gittiğinizi görebiliyor musun?
— Sıfır.

— Nasıl sıfır? Dikkatli bak.
— Sıfır, gerçekten sıfır. Ölecek miyiz?
—Otobüs duruyor mu gidiyor mu bunu söyle bana,seni kuş beyinli!
—Duruyooor..
- Kalk… iktir git eşşoğlueşşek! bize de panik yaptırdın. Şoför uyanınca devam edersiniz.

Dedem..

Öğrenci olaylarının yaşandığı günler.Hani 12 Eylül öncesi dedikleri dönem..Polis Diyarbakır’da bir öğrenci evini basmış,bir sürü kitap toplamış, öğrenciler bir köşede, tehlikeli bir şey yok bulunanlar arasında. Çocukları endişelendiren, arkalarındaki duvarda asılı olan Karl Marx’ın resmidir.
Bir ara polislerden biri sormuş;
- Ula bu kimin resmidir?Hah demiş çocuk içinden, şimdi mıçtık..
- Dedemin resmi abi..
Polis sinirle dişlerini sıkmış, öğrencinin ensesine bir şablak atmış;
- Ula utanmisan, a pezevenk.. Bele nur yüzlü…Bele ak sakallı, bir deden vardir..
Kalkmış birde koministlik yapirsan….

Ispanakla Koca Testi..

Kadın akşam işten çıkar..
Çocuğu yuvadan alır ..
Markete geçer ıspanak alır ...
Koştura koştura eve döner ..
Çocuğu soyar elini yüzünü yıkar ...
Kendi üstünü değiştirir ..
Mutfağa koşar ..
Bi yandan ıspanakları yıkar bi yandan çocuğun sorularına
ve ihtiyaçlarına cevap verir....
Bi yandan sofrayı hazırlar.. O DA NE YOĞURT ALMAYI UNUTMUŞTUR!
Yoğurtsuz ıspanak olmaz .Hemen kocasını arar.
Kocadan Kocaya değişen yanıtlar:

1) Ben geç geleceğim. Toplantım var Yoğurtsuz yiyin ( laçkalaşmış koca)

2) Ben geç geleceğim..Çok üzgünüm tühhhhhh !!.Şimdi ıspanak da yoğurtsuz olmaz ki..Eee

yoğurt getireyim kapıdan bırakayım hemen döneyim toplantı bu kaçırsam olmaz.
Maazallah dağlara taşlara işten atılma sebebim olur ,sonra yoğurt dökecek ıspanak
bile bulamayız.. ( aldatan koca ya da eve gelmemek için bahane arayan koca ,ama bi yandan

da vicdanı sızlayan koca..)

3)Aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor........(İşte bu aldatan koca)

4) Mendebur kadın ıspanağı aldın da yoğurdu niye almadın! ("kazma" tipi koca )

5) Igggghhhh yine mi ıspanak. Otlaya otlaya sığır olduk ..("kalas" tipi koca)

6) Tamam alırım.. (monotonlaşmış koca)

7) Tamam alırım başka bişey lazım mı? ( Normal koca)

8)Tamam hayatım alırım başka bi isteğin var mı? ( Olması gereken koca)

9) Amannn ıspanakla mı uğraştın? Yapmadıysan bırak ya!!.. Dışardan söyleyelim ya da
dışarıda yiyelim!!.. (Süper koca)

Geyik..

Başlamak için her sabah uyanmaktan daha iyi bir yol olmalı.!!
Para her şey değildir. Mastercard ve Visa da vardır. !!!!!
Su tasarrufu için kız arkadaşınla beraber duş al.!!!
Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır. Ve her başarısız erkeğin arkasında iki kadın

vardır. !!!!!!
Her erkek evlenmelidir. Mutluluk hayattaki tek şey değildir. !!!!!
Komşunu sev. Ama basılma.!!!!
On koltuktaki çocuklar kazalara sebep olur, arka koltuktaki kazalar çocuklara sebep olur.!!!
Çok çalışmaktan kimse ölmedi. Ama risk almaya ne gerek var?!!!!
İş beni her zaman büyülemiştir. Ona saatlerce bakabilirim. !!!!
Akrabalarımızı bize Tanrı verdi. Tanrıya şükür arkadaşlarımızı seçebiliyoruz.!!
Öğrendikçe daha çok bilirsin, bildikçe daha çok unutursun, unuttukça daha az bilirsin.

O zaman öğrenmeye hiç gerek yok!!!!
Geleceğiniz rüyalarınıza bağlıdır. Hadi uykuya!!!

Köpek Gibi..

Yolda yürürlerken dursun döndü;
- Cinsel yaşamın nasıl gidiyor Temel? diye sordu.
Beklemediği bu soru karşısında;
-Köpek gibi, diye karşılık verdi,Temel.
- Nasıl yani?
- Sadece yabancılara havlıyor da !!

İtiraf..

İlk kez karanlıkta gördüm onu.
- Bakar mısın bir şey soracağım, dedim, üstüne alınmadı.
- Bir şey soracağım, diye sesimi yükselttim.
Sert bir şekilde döndü;
- Ne diyorsun sen be! dedi.
Sinirlenmemeye çalıştım, ilk kez karşılaştığımız için üstüne gitmek istemedim. Farkındaydım o da beni ilk kez gördüğü için gergindi;
- Pastanede oturalım demeyeceğim merak etme, sadece saati soracaktım, dedim.
- Sen yenisin buralarda galiba, dedi.
Burnu biraz havada diye düşündüm;
- Sana insan gibi bir şey soranda kabahat, dedim ve film koptu.

Hayır hayır düşündüğünüz gibi değil, gerçekten masumum.
Sadece; kim bölük komutanı, kim sıradan asker , o karanlıkta seçememiştim ve asker olalı
daha 3 saat olmuştu.

Yerimizi Bulduk..

Ahmet Bey beş yaşındaki oğluyla sinemaya gitmişti.
Filmin ortasında çocuk tuvalete gitmek istediğini söyledi.
Çocuğunu alıp tuvalete götürdü.Dönüşte sırasını bulamadı.
Karanlıkta ilk sıranın başında oturan beye:
— Affedersiniz, demin çıkarken ayağınıza basmış mıydım?
diye sordu.
Herhalde özür dileyecek diye bekleyen adam yanıt verdi:
— Evet.
Ahmet Bey memnuniyetle çocuğuna döndü:
— Gel Mesut, gel, yerimizi bulduk!

Rezalet..

Yaşlıca kadın kaldığı otelin merdivenlerinden hışımla inerek resepsiyon memurunun karşısına dikilir:
— Bu ne rezalet! diye bağırmaya başlar:
— Dün gece delikanlının biri geç saatlere kadar kapımı yumrukladı durdu ve ben bütün

gayretime rağmen kapıyı bir türlü açamadım...

Daha Önce..

Otomobil kazasında ölen yaşlı çift, doğru cennete gönderilirken görevli anlatmaya baslar:
- Şu denize bakan villa sizin. Yanında tenis kortu, yüzme havuzu ve golf parkuru var.İstediğiniz herhangi bir şey için şu düğmeye basmanız yeterli.

Cennet görevlileri derhal takdim edecekler.
Görevli ayrılınca, adam karısını azarlamaya başlar..
— Allah seni kahretsin Vildan, hep senin hatan.
— Nasıl yani bey?!
— O Allah’ın belası yürüyüş programların, vitamin hapların, yulaf çorbaların, içki, sigara

yasaklamaların olmasa buraya yıllar önce gelecektik!!

Gereksiz Yüzük..

Həsircizadə Mehmet Ağa bir gün Fuad Paşaya qonaq
getmişdi. Birdən gözü paşanın almaz üzüyünə sataşdı.
Diqqətlə baxmağa başladı.
Fuad Paşa:
- Üzüyümə baxırsan? - deyə soruşdu.
- Hə, nə daşıdır onu öyrənmək istədim.
- Almazdır.
- Çox gözəl, bəs faydası nədir?
- Heç nə.
- Nə gəlir gətirir?
- Heç nə.
- Ancaq mənim atamdan qalma bir cüt daşım var, onunla
ildə 50 qızıl qazanıram.
- Nə daşıdır bu elə?
- Dəyirman daşı… Mən bu daşın köməyi ilə həm çörək
pulumu çıxarır, həm də insanlara xidmət edirəm.
P.S.: İstədiyiniz qədər biliyiniz olsun. Bir yox, 3-4 universitet
bitirin. İstədiyiniz qədər dil bilin. Əgər bildiklərinizin bir faydası yoxdursa, onda bu bilik yükdən başqa bir şey deyil; elə barmağımızda gəzdirdiyimiz üzük kimi…
Konya Haber’de Yusuf Kerimli tarafından yazılmıştır.

Goncagül..

— İyi ki düğünümüzü Belçika'da yapalım demişsin Goncagül…
— Güzel oldu, değil mi Muhittin?
— Evet canım, herkes dışarıda evleniyor, bizim neyimiz eksik?
— Beni kırmadığın için teşekkür ederim.
— Sen istersin de ben yapmam mı bitanem?
— Muhittin, sana geçmişimle ilgili bir şey anlatmak istiyorum.
— Önce duvağını çözseydik Goncagülüm.
— Çözeriz, dur bi. Çok önemli bu...
— Ee, ama sırası mı şimdi? Neyse, anlat bari...
— Ben küçükken tecavüze uğradım.
— Çok üzüldüm bebeğim. Ama şu an kendini iyi hissediyorsan önemli değil.
— Şimdi iyiyim de bunları bilmen lazım.
— Yakınlarından biri tarafından mı?
— Yok... Bir bakkal vardı bizim mahallede...
— Bakkal mı?
— Evet... Elma şekeri satıyordu, güzel çikolatalar filan.
— Eee?
— İşte, bir gün bana, Sedat depoya gelsene dedi.
— Sedat kim?
— Anlatacağım bi tanem, sakin ol bi…

Komik..

Karanlıktı, gözleri parıldıyordu, eğildim.
Bacaklarını ayırdım, memelerini avuçladım.
Çok zevk alıyordum.
Çünkü yaşantımda ilk kez, İNEK SAĞIYORDUM!!…
(Çoook Kötüsünüz...)

Yorgun Adamın Yasası..

1.İnsan yorgun doğar ve dinlenmek için yaşar!
2.Çalışmak şüphesiz yorar!
3.Gündüz dinlenilmeli ki geceleyin rahat uyunabilsin!
4.Yatağını kendini sever gibi sev!
5.Yarın yapabileceğin işi bugün yapma!
6.Dinlenen birisini görürsen, otur ona yardım et!
7.Oturmak mümkünse ayakta durma!
8.Yatmak mümkünse oturma!
9.Tembellik, hiç kuşku yok, akıldan sonra bize verilen en büyük nimettir!
10.Akıl, tembelliği düzenlemek içindir!
11.İçinde ola ki çalışma isteği duyarsan, sakince otur ve bu isteğin geçmesini bekle!
12.Zevk için değil, üremek için kendini yor!
13.Mümkünse evlatlık al, hayra da geç!
14.Yavaş yaşarsan, ömrün uzun olur!
15.Yorgunluğunu paylaş!
16.Çalışarak bir şeyi elde etmeye çalışma, dinlen!
17.Hayaller hem bedavadır hem de gayret gerektirmez, hayal kur!
18.Her kim ki bu yasayı kabul etmez ve ona itaat etmezse sonsuza kadar yorulmaktan,

didinmekten, ter dökmekten kurtulamaz! Ter de kötü kokar! Kimse kötüyü sevmez!
19.Şüphesiz ki oturan da, yatan kadar makbuldür!
Yorgun Direniş Örgütü Manifestosu (eylemini bile oturarak yapan örgüt!)

Niyazide Nerden Çıktı?

Bir dönem bir genel müdür yardımcılığı yapmış birisi anlatıyor:
— Sene 1965. Bir genel müdürlükte özel kalem müdürü yardımcısıyım.. Bayrama 10 gün var.. Benim müdür hastalandı..Ben ise işe gireli 2 hafta olmuş,olmamış.
Genel Müdür beni çağırttı:
— Tebrik kartları hazır mı? Şaşırdım:
— Anlamadım! Hangi kartlar efendim?
— Aman evladım, Şükrü Bey sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik kartları şimdiye kadar

hazır olmalıydı.. Tüh tüh.. Eyvah...
— Çabuk hemen hazırlayıverin.
— Emredersiniz efendim! Ancak sabaha kadar 3 bin kartı nasıl yazacağım?
Genel müdür, bütün kartları çini mürekkebiyle ve en güzel yazımla yazmamı istedi. 3 bin karttan 2 bin tanesini kendisinden makamca alt'takilere şu şekilde yazacaktım:
"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim"
1.000 tanesi de üst makamdakilere olacaktı ve onlarda da şu ifade yer alacaktı:
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim." Sabaha kadar 3 bin kart, düşünebiliyor musunuz?!?..Ne yapalım? Çaresiz mecburen kolları sıvadım ve başladım öncelikli 2000 karta:
"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim",
"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim",
"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim"
1, 5, 10, 18, 28, 58, 108, 188, 558.. Yazıyorum, yazıyorum bitmiyor!.. Nasıl sıkıntı bastı bir bilseniz!... 738, 918..2,5 paket Samsun'u bu arada bitirmişim. Öyle işkence çekiyorum ki, ekmek parası olmasa bırakıp kaçacağım.

Sıra 2000. karta geldiğinde şafak söküyordu. Ben de bitmişim ama önümde hala yığınla kart duruyor!
Şimdi de 1.000 tane de üst makamlara yazılması gerekenler var. 4. Paket sigarayla birlikte "Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim"e başladım..
Boyuna yazıyorum, göz kapaklarım iyice ağırlaştı, takoz koysam gene de kapanacak.209, 529, 689.. Yaz babam yaz.. Ama artık kalemi parmaklarımın arasında tutamaz oldum. Ben kaleme değil, kalem bana hakim:
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim."
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim."
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim."
Ve bir müddet sonra gerisini nasıl yazmışım hiç hatırlamıyorum:
"Niyaz ederim başarılı günler sizinle eşinizin bayramını kutlarken.."
"Kutlarken eşinizin bayramını saygıyla sıhhatli günler diler Niyazi ile beraber ederim.."
"Sizin, Niyazi ile eşiniz birlikte bayramınızı sıhhat dilerim, tebrikle beraber."
"Niyazi ile birlikte sizin ve eşinizin bayramını kutlarken ayrıca sıhhatle ederim.."
"Önce bayramınızı başarılı eder, sonra eşinizle Niyazi'ye tebrikli günler dilerim.."
"Sizin de eşinizin de Niyazi'nin de bayramını saygıyla eder,sıhhatli tebrik dilerim.."
"Bayramınız Niyazi ile sıhhat bulsun, eşiniz ile birlikte tebrik olsun"
"Sıhhatli eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, Niyazi'ye başarılar diler aynı zamanda ederim.."
"Bayramınıza etmeden önce eşinizi saygıyla kutlar Niyazi'nin gözlerinden öperim.."
"Sizin de, eşinizin de, Niyazi'nin de, bayramını da, tatilini de,gemlisini de, geçmişini de

bayramını beklerim.. Saygıyla tebrik ederken.."
"Önce Niyazi bayramı tebrik etsin, yok öyle yağma, ben size ve eşinize sıhhat dilerim sonra"
"Bayram günü eşiniz ve niyaziye dikkat edin, size de daha bayram gelebilir."
"Niyazi bey bayram günü eşiniz ile birlikte sizi sıhhat ile tebrik etsin"
"Tebrik ederim niyaziyi, eşiniz ile birlikte sizin bayram sabahı sıhhatinizi dilemiş"
Sabah tam mesai saatinde, gözlerim kan çanağı bir halde kartları yetiştirdim..

Genel müdür bir-ikisine şöyle bir baktı: "Aferin" dedi.
"Güzel yazmışsın. Hemen postalayın!" Bizde HEMEN POSTALADIK!..
3 gün sonra da önce bizim genel müdürü, sonra da tahmin ettiğiniz gibi bendenizi postaladılar!..
Eveeet, yahu ben bu ara Niyazi'yi merak ettim: Niyazi Nereden çıktı? )))

İyiki Kadınım Dedirtecekler..

1. Sigaradan sararmış bıyıklarımız yok...
2. Arabamızın yolda patlayan lastiğini değiştirmeyi bilmesek de olur.
3. "Ya kalkmazsa?"
4. "Ya inerse?".. sizin de isiniz zor valla yaaa...
5. Pantolon giymek bizim için fizyolojik olarak en az etek kadar rahattır.
6. Kişiliğimiz kullandığımız arabanın beygir gücü ile doğru orantılı olarak değişmiyor.
7. Tuvalette sadece tavana değil, sağımıza solumuza herhangi bir ölçme-biçme endişesi

duymaksızın bakınabiliriz.
8. "Gerçek mi, rol mü yapıyor?"
9. "Damsız Girilmez" bize bir şey ifade etmiyor...
10. Kırmızı ışıkta yanımızdaki arabanın bizden önce çıkması ya da bir aracın bizi sollaması hiçbir

şey demek değildir.
11. İstediğimiz her yerde ve her koşulda ağlayabiliriz.
12. Bedensel hareketlerimiz vücudumuzdaki olası kasları belirginleştirecek diye bir

zorunluluğumuz yok...
13. Vücudumuzda kas olacak diye bir zorunluluğumuz da yok hatta..
14. Kas gücü gerektirecek isleri zevkle yapacak birileri her zaman vardır...
15. Düğme, sökük vs. dikmek özel bir beceri gerektirmiyor.
16. Dünya yerle bir olsa önce kadınlar ve çocuklar!
17. "Yoktan var edilen" yapay bedenlerimize tapınacak bir karşı cins varken, kozmetik ürünleri

ve estetik cerrahinin olanaklarından sonuna kadar yararlanıyoruz...
18. Asık oluyoruz... korkmadan.
19. Biraz göbek sevimli mi durur? .. hadi oradan!! siz hiç "kalçalarımdaki yağlar beni çekici

gösteriyor" diyen bir kadın gördünüz mü? Asla dış görünüşümüzle ilgili yalan telkinlerle
kendimizi kandırmaya çalışmayız.. Rejim gerekiyorsa rejim... alla alla...
20. Tecavüze uğradığımızda cinsel tercihimizi değiştirmek zorunda değiliz...
21. Duygusal saçmalıklar adına kredi sahibiyiz... çiçek ve çikolata istiyoruz....
22. Evde, banyoda, kil- tüy dökmeyiz...

23. Dokunduğumuz bedenin herhangi bir kısmından silikonlar fışkırma korkusu duymayız...
Genelde tabi!
24. Sünnet olmayız
25. Meslek grubunda "ev kadını" diye kebap bir seçenek var...
26. Birinden hoşlansak da "ilk adim atma kabusu"ndan muafız...
27. Evet, gelinlik 200.- $, smokin ise 100.-$.. ve her ikisini de sevgili damat ödüyor...
28. "3 dubleden sonra fecii sarhoş olurum" diyebiliriz rahatlıkla...
29. "Çirkin" kadın yoktur.
30. 50 yaşından önce hiçbir erkeğe seks için para ödemek zorunda değiliz.
31. 31 sayısı da sadece diğerleri gibi bir sayı...
32. Kısa boy mu? E topuklu ayakkabılar ne güne duruyor ki?
33. Yaşımız ne olursa olsun bir uçan balon taşıyabilir, pamuk helva ve elma şekeri de yiyebiliriz.
34. Her sabah traş olmak zorunda değiliz.
35. Bir gece hoş bir rüya görsek ertesi sabah pijamamızı kirliye atmamız gerekmez.
36. Genellikle istediğimizi almamız için söylememiz yeterlidir....
37. Bazen istemediğimizi söyleyerek de alırız.
38. Blue-jean'lerimizin muhtelif kısımları diğer taraflarına göre dengesiz biçimde beyazlamaz...

ya da sararmaz...
39. Kızdığımızda birbirimizin anneleri, kız kardeşleri, ebeleri,dayıları ya da sülalesine dair cinsel

taleplerimiz olmaz...
40. Ayakta kalmak(?) için 1,5 kaymaklı künefe yememiz gerekmiyor...
41. Bebeklik albümlerimiz sırtüstü çırılçıplak resimlerimizle dolu değil...
42. "Hadi amcalara göster.." seklinde rezil bir çocukluk anımız da hiç olmayacak...
43. Uçan tekmelerle birbirimizin ağzını yüzünü kırdığımız sporlar yapmıyoruz...
44. Fiziksel güç iddiamız yok ama grip olunca da ölümcül bir hastalığa yakalanmış gibi iptal

olmuyoruz...
45. Silah... hiç iki kızın silahla oynarken birbirini vurduğunu duydunuz mu?
46. Horlamıyoruz....

48. Birbirimize, beklenmedik yıkıcı sonuçlar doğurabilecek, eşek şakaları yapma adetimiz
yoktur.
49. Canimizin çektiği yemeği pişirir, kötü de olsa herkese yedirebiliriz.
50. Kerizi parasından ayırmada Allah vergisi bir yeteneğimiz vardır.
51. Sigaramızı yakacak birileri hep vardır...
52. Evde bozulan bir aleti, onarmaya çalışıp bir daha kullanılamayacak hale getirmek yerine

tamirci çağırmak rasyonalitesine sahibiz
53. Tükürmeyiz...
54. Giysilerimizden o gün öğle yemeğinde ne yediğimiz anlaşılmaz.
55. Harika alyansımız asla kılların arasında kaybolmaz.
56. Estetik sanatların %90'i kadından esinlenmiştir.
57. Ayaklarımız kokmuyor.
58. "Erkek sözü" gibi ikna etmeye yönelik sifatlar yaratmadik hiç...Yoksa verilen sözlerin

tutulmaması gibi bir sorun mu var?
59. Övgü ve komplimanlar sadece ruhumuzu okşar geçer, ikna etmeye yetmez... ya gururu

okşanan bir erkek neyi reddeder ki?
60. Çapkınlıklarımızın ardından giysilerimizde, biz istemedikçe (mesela Monica L. istemişti!),

deliller (ruj lekesi, sarı saç teli vs.) bulunması ihtimali yok...
61. Toplum içinde organ düzeltme stresi..
62. Cep telefonumuzun sesi popomuzdan gelmez.
63. En sevmediğimiz insanlara bile, öyle gerekiyorsa eğer,yeterince dayanabiliriz.
64. Sevişirken sırtımız yere gelse de bu kazananın karşı taraf olduğu anlamına gelmez.
65. "Anneme gidiyorum" diyerek kapıyı çarpmak bize yakışan bir ayrıcalık...
66. Saçımızı boyayabiliriz... 20 yaşında bile...
67. Çığlık atabiliyoruz... sevinince, üzülünce, korkunca...
68. Aradığımız adresi, kaybolmadan önce sormayı düşünebiliyoruz...
69. Uzağa işeme, uzağa tükürme, yüksek sesle geğirme vb. karizma krikolarımız yok....
70. Askere gitmiyoruz..
71. Annelik duygusu... apayrıdır...
72. Sevgilimize, ağabey ya da babamıza ait gömlek,kazak,mont,T-shirt'leri giyebiliyoruz.
73. Bale, dans, ritmik jimnastik, buz pateni vb. uğraşlar edinmemiz cinsel tercihimiz hakkında

tartışma yaratmaz....
74. Hayatimizin hiçbir döneminde kravat takmak zorunda değiliz...
75. Mücevherler bizim...
76. Yağmurda şemsiyesiz kalmayız.
77. Belli dönemlerimiz, cinayet bile işlesek hafifletici neden kabul edilir.
78. "Boşanmak istersek" tek celsede boşanırız.
79. "Boşanmak istemezsek" zengin bir dul oluruz.
80. Bir gün önce çıkardığımız çoraplarımızı evin altı üstüne gelmeden, üstelik de kimselere

sormadan bulabiliyoruz.
81. Kol saatimizin aynı zamanda hesap makinesi, takometre,barometre,termometre ve radyo
olması gerekmiyor.
82. Playboy Late Night, kırmızı nokta, Tutti Frutti vb.yüzünden uykusuz geceler geçirmiyoruz.
83. Özel günleri parmağımıza kırmızı iplik bağlamadan da hatırlayabiliyoruz..
84. "Kaaaave.."ye gitmiyoruz.
85. Trafik polisinin alkol vs. çevirmelerinden muafız...
86. İstemezsek hesap ödemeyebiliriz.
87. Yürürken ceplerimizden bozuk para, anahtar, çakmak vs. sesleri gelmez...
88. Gece eve bırakılırız...
89. Bulaşık makinesi karmaşık bir dünya dışı mekanizma değildir...
90. Gece yarısı yataktan sıvışıp, buzdolabının ışığında zeytinyağlı dolma, börek ve "hain köfte"

yemiyoruz...
91. Ortalıktaki alakasız her türlü nesne ve sözcükten cinsel çağrışımlar çıkarıp günün 14 saatini

seks düşünerek geçirmeyiz...
92. Kel olmuyoruz...
93. Toplu taşıma araçlarında nadiren ayakta kalırız.
94. Futbol mu? Bizim tuttuğumuz takım genelde kaybetmez...
95. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır...
96. Berberde kimse yüzümüzü 800 kolonya ile ovuşturarak gözlerimizi yuvalarından

çıkartmıyor.
97. Bizim berberlerin koltuğa yaslanması ya da üzerimize abanması da gerekmiyor...
98. Para cüzdanımız bir süre sonra kavisli yuvarlak hatlı bir şekil almıyor.
99. Pantolon almaya çikip eve uçak maketi, uzaktan kumandalı araba, mini langirt masası vb.

emtia ile dönmüyoruz.
100. Eh... bir de Brad Pitt hak ettik artık.

Verdikce Veriyor..

Adamın birine sayısaldan büyük ikramiye çıkıyor.
Karısına bile söylemiyor sabaha karşı ikramiyeyi
almak için Ankara'ya yola çıkıyor.
Tam Elmadağ’a gelmişken bir telefon.
Arayan kayınbiraderi ;
—Nerdesin enişte?
—Dışarıdayım hayırdır.
—Çabuk eve gel
— Ne oldu? Çok mu acil?
— Hemen gel ablam..
—Yoksa hasta mı?
— Yok, sizlere ömür..
Telefonu kapattıktan sonra adam koltuğa yaslanıp;
—Ey güzel Allah’ım!!. Verdikçe veriyor, verdikçe veriyor.!..

Kadınlarda Değişir..

İdeal Erkeğim Nasıl Biri Olmalı(Yaş 22)
Yakışıklı, sempatik, maddi durumu iyi, beni ilgiyle dinleyecek, espri anlayışı gelişmiş, gücü kuvveti yerinde, iyi giyinen, her konuda zevk sahibi, sürpriz yapmayı seven, romantik ve hayal gücü gelişmiş biri...
İdeal Erkeğim Nasıl Biri Olmalı (Yaş 32)
İyi görünümlü, kafasında saçı olan, arabadan inerken kapımı açan, yemeğe gittiğimizde sandalyemi tutan, pahalı bir restorana götürecek kadar parası olan, konuşmaktan çok dinleyen, fıkra anlattığımda katıla katıla gülen, alışverişte paketlerimin hepsini zahmetsiz taşıyacak kadar gücü kuvveti yerinde, en az 1 kravata sahip, yaptığım yemekleri beğenen, doğum günü ve yıl dönümlerini unutmayan, haftada en az 1 kez romantik olabilen biri...
İdeal Erkeğim Nasıl Biri Olmalı (Yaş 42)
Çok da çirkin değil, tamam kel olabilir, ben binmeden arabayı hareket ettirmeyen, işinde disiplinli, fırsat oldukça aksam yemeğine köşedeki köfteciye götüren, beni dinlerken başını sallayan, anlattığım fıkraların can alıcı yerlerini hatırlayan, evdeki eşyaların yerini değiştirmeme yardim edecek kadar gücü kuvveti yerinde, göbeğini kamufle edecek şekilde kıyafet seçen, çoğu hafta sonu traş olan biri...
İdeal Erkeğim Nasıl Biri Olmalı(Yaş 52)

Burnunun ve kulağının içindeki kılları fazla uzun olmayan, topluluk içinde gaz çıkarmayan, para isteme alışkanlığı edinmemiş, ben bir şey anlatırken uyuya kalmayan, aynı fıkrayı tekrar tekrar anlatmayan, hafta sonları poposunu koltuktan kaldırabilecek kadar gücü kuvveti yerinde, aynı renk çorapları seçebilen, ve temiz iç çamaşırı giyen, televizyon karşısında akşam yemeğinden hoşlanan, adımı unutmayan, bazen tıraş olan biri...
İdeal Erkeğim Nasıl Biri Olmalı(Yaş 62)
Küçük çocukları ürkütmeyen, banyonun nerede olduğunu hatırlayan, bakımı fazla masraflı olmayan, mümkün olduğu kadar gürültüsüz horlayan, neye güldüğünü birden unutmayan, yardım almadan ayağa kalkabilecek kadar gücü kuvveti yerinde, lapa yiyeceklerden hoşlanan, dişlerini nereye koyduğunu unutmayan biri...
İdeal Erkeğim Nasıl Biri Olmalı(Yaş 72)
Yaşayan ve arada bir nefes alan biri...

Mutluluğu Yakalayan Bir Erkeğin Yazısı..

Karım ve ben bir evliliği sonsuz yapmanın sırlarını keşfettik...
Haftada iki kere, güzel bir restorana gideriz, biraz şarap, biraz
güzel yiyecek... Salı günleri o gider, Cumaları ben...
Ayrı yataklarda yatarız...
Onunki İzmir’de, benimki İstanbul’da. ..
Karımı her yere götürürüm...
Ama her seferinde dönüş yolunu bulur...
Yıl dönümümüz için karıma nereye gitmek istediğini sordum...
O da "Uzun zamandır gitmediğim bir yer olsun" dedi...
Mutfağı önerdim...
Her zaman el ele tutuşuruz...
Eğer elini bırakırsam, hemen alışverişe başlar...
Elektrikli blender'i, elektrikli tost makinesi, elektrikli
ekmek kızartıcısı var...
Bana diyor ki "çok fazla ıvır zıvır var ve oturacak tek bir
yer yok" Ben de ona elektrikli sandalye aldım...
Şunu her zaman hatırlayın... Evlilik boşanmanın birinci nedeni...
İstatiksel olarak, boşanmaların %100 ü evlilikle başlıyor...
Karıma 18 aydır tek bir söz söylemedim...
Onun sözünü hiç bir zaman kesmek istemem...
Son kavgamız benim suçumdu...
Karım bana "televizyonda ne var?" diye sordu...
Ben de "toz" dedim...

Toplumsal Negatif Öğrenme Nedir?

Organizasyonel negatif öğrenme nedir?
Kafese beş maymun koyarlar.
Ortaya bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar.
Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar.Sadece merdivenleri çıkmaya çalışan maymun değil, diğerleri de bu soğuk sudan nasibini alır.Bütün maymunlar bu denemeler sonucunda sırılsıklam ıslanırlar.Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.Daha sonra, suyu kapatıp maymunlardan biri dışarı alınıp yerine yeni bir maymun koyulur.
İlk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivenlere tırmanmak olur; fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler.Daha da sonra, ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir ve merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer.
Bu ikinci yeni maymunu en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur.Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir.
En yeni gelen maymunda ilk atağında cezalandırılır.
Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiçbir fikirleri yoktur.
Son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir.Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır.
Neden mi? Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmektedir. İşte bu nokta, organizasyonel (ya da toplumsal) negatif öğrenmenin şartlanmanın başladığı yerdir...

Mangal..

Mangal mevsimi yakında başlayacak ! Bu vesileyle, alışılagelmiş mangal seremonisini hatırlayalım dedik.
Bu etkinlik sırasında, bir erkeğin gerçek mutfak hünerine tanıklık ederiz. Bir erkek, mangal başına geçmek için gönüllü olduğunda, aşağıda irdelenen bir seri olay yaşanır:
ERKEK
1. Erkek mangalı ve mangal kömürünü çıkartır.
KADIN
2. Kadın ızgarayı temizler.

3. Kadın bakkala gider.
4. Kadın kasaba gider.
5. Kadın fırına gider.
6. Kadın salatayı ve sebzeleri hazırlar.
7. Kadın pişirilecek etleri hazırlar.
8. Kadın, etleri bir tepsi üzerine, gerekli malzemeler, baharatlar, vs ile dizer.
9. Kadın temiz ızgarayı ve hazırladığı tepsiyi,mangalın başında elinde birasıyla dikilen adama

getirir.
ERKEK
10. Adam etleri ızgaranın üzerine yerleştirir.

KADIN
11. Kadın içeri geçip, masayı hazırlar.
12. Kadın sebzelerin pişmesini kontrol eder.

13. Kadın tatlıyı hazırlar.
14. Kadın tekrar dışarı çıkar ve kocasına etin yanmakta olduğunu haber verir.
ERKEK
15. Adam çok pişmiş eti ızgaradan alır ve kadına verir.

KADIN
16. Kadın tabakları çıkartır, masaya dizer.

ADAM
17. Adam içkileri doldurur.

KADIN
18. Kadın masayı toplar, kahve hazırlamaya gider.

19. Kadın kahve ve tatlı ikram eder.
20. Yemekten sonra, kadın masayı toplar.
21. Kadın gider bulaşıkları yıkar, mutfağı toparlar.
ADAM
22. Adam mangalı olduğu yerde bırakır, çünkü içinde hala yanan kömürler vardır.

23. Adam karısına bugün mutfak işi yapmamaktan dolayı mutlu olup olmadığını sorar.
24. Karısının şaşkın bakışları karşısında, kadınları mutlu etmenin imkansız olduğu
kararına varır.

Hamilelik Diyalogları..

—Nee hamiyle misin?
Vay alçak bana bunu da mı yapacaktın?

—Ay ne vuruyorsun be adam. Hamiyle değilim hamileyim.
—Neee ben şimdi babamı olacağım?
—Evet

—Hah bir baba olmadığım kalmıştı.

—Hamileyim aşkım.
—Kimden?
—Kimden olacak senden.
—Sus bir de cevap veriyorsun.
—Aa manyak mısın ne vuruyorsun?

—Hamileyim
—Bahse var mısın? (adam kısırdır )

—Hamileyim
—Aferin kız en sonunda bi işe yaradın
—Ay sahi mi, mersi.
—Hah şöyle hade şimdi git de tarlayı sür sallanma...
—Böhüee(Ağlama efekti )

— Hamileyim Abdülrezzak...
— Yane
— Çocuğumuz olacak...
—Olmasa olmaz mıı ....

— Aşkım hamileyim ben...
— Kimden ulan…
-

— Karıcım. Hamileyim ben..
- Ohaa.. Cezmi ohaaa..

— Sevgilim sana bi haberim var.
— Cidden mi? Hadi söyle o zaman.
— Tamam.. Sölicem ama bak.. Sonra hayalet görmüş gibi bakmak.. Çığlık atmak..

Benden kaçmak yok..
— Tamam canım.
— Bak söz ver.
— Ya sen bi söle. Alalalala.. Kaçmam merak etme..
— Peki. Ama bak kızmak da yok..
— Ya kadın dellendirme beni söle.
— Peki, kapa gözlerini.
— O niye
— Ay pardon hayatım yaa.
— Ya tamam kızım söleme hiçbişi. Senlen mi uraşcam lan ben... Defol git ananın evine..

Bi hafta gelme..
— Ama hayatım hamileyim ben
— O zaman hiç gelme! Paranoyak koca ya böyle bişi derseniz ..

— Sevgilim sana süper bi haberim var
— Neymiş?
— Hamileyim ben
— Gerçekten mi?
— Gerçekten
— Yemin et
— Yemin ederim
— Kuyruk salla
— Ay adam hamileyim ben evlenelim artık çocuğumuz olacak
— Ne güsel de ben zaten evliyim ...

— Rıza hamileyim ben
— Sorduk mu?
— Hayvansın rıza

— Rıza ben hamileyim
— Ne zamandan beri?
— Galü beladan beri
— Ne diyosun sen yaa?

— Rıza hadi oyun oynayalım. sen bana bi futbolcu ismi söyle ben 'leyim' diyeyim.
— Laaa! Hamile misin yoksa!?
— Çok zekisin rıza ..

— Rıza hamileyim ben
— Geçer.
— Yuh.

— Muttalip, eeee ben, nasıl derler, iki canlıyım artık...
— Vışşşş... Kezban, kaç yıl sonra kedi olacan?
— Ne kedisi muttalip?
— Allan salaa kezban, 9 canlı ne zaman olacan onu demek istedim.
— Hayvansın Muttalip.

— Aşkım, ben hamileyim.
— İyi...
— İnsan bi sevinir demi.
— Necla ben hamileymişim gibi davranamam, hamile
olan sensin..

Anne, baba ben hamileyim..
Baba: Nasıl oldu o?
Anne: Rıza bu kızı biz nasıl yaptıysak aynısını onlar yapmış..
Baba: Ne kadar terbiyesizsin melahat, çoçukların yanında bu konular konuşulur mu?
Anne ve kız:

— Hamileyim aşkım
— Bırak şimdi
— Valla bak
— Hani bakıyim ..

— Hamileyim
— Allah analı babalı büyütsün. Ama bendense aldıralım .

— Zühtü hamileyim ben.
— Uyu hanım kedidir kedi.

Uslanmaz

Düşünmek İsteyenlere..

16 – 04 – 2007 Posta Gazetesi
Sudan’da Alifi adlı bir adam,Tombe adlı kişiyi keçisine tecavüz ederken yakalamış.

Tombe’yi bağlayan Alefi, ne yapması gerektiğini köy meclisine sormuş.
Köy meclisi Tombe’nin keçiyle evlenmesine karar vermiş.
Tombe evlenmek zorunda kaldığı keçi için 50 dolar(68,5YTL.) de başlık parasını ödemiş.

Teyzem(3)

Yaşlı kadının biri intihar etmeye karar vermiş ve bir silah almış ve kendini kalbinden vurmayı düşünmüş..
Ama bir an durduktan sonra kalbin nerde olduğu konusunda tereddüt etmiş ve doktoruna gitmiş..Kalbin nerde olduğunu sormuş.

Doktor:Kalp sol meme ucunun 3 parmak altındadır, demiş.
Kadın tamam deyip gitmiş...
Ertesi gün gazetelerdemanşet....
YAŞLI BIR KADIN KENDINI DİZ KAPAĞINDAN VURDU!!

Sivrisinek Saz..

Yolcular uçağın yanında otobüsten inmişler,görevlilere bavullarını gösteriyorlar.
Bir bakmışlar uçak şirketinin minibüsü yanlarında durmuş. İçinden kaptan pilotla yardımcı pilot iniyorlar...Yolcular fena halde şaşırmışlar.Nasıl şaşırmasınlar.Kaptan pilotun elinde bir beyaz baston. Kolunda üç noktalı bant. Yardımcı pilotun elinde bir köpek tasması. Tasmanın
ucunda bir köpek sağa sola çarparak öylece ilerliyorlar uçağa.Günlerden bir nisan değil ama şaka herhalde demiş yolcular..Doluşmuşlar uçağa, uçak pistte hızla ilerlemeye başlamış. Yolcuların gözleri camda, endişelenmeye başlamış.
Uçak daha hızlanmış.Pistin sonu hızla yaklaşmaya başlamış
kendilerine.Bazı yolcular paniklemiş dua etmeye başlamışlar.
Uçak son hıza ulaşmış bu arada pistin sonuna da ulaşmışlar.
100 metre sonra betonun bitip çimlerin başladığını gören yolcular dehşet içinde çığlığı basmışlar.
Tam o anda kaptan pilot levyeyi sonuna kadar çekmiş.

Uçak tam pist biterken tekerleklerini yerden kesmiş havalanmış.
Kaptan pilot arkasına yaslanmış, derin bir nefes almış, yardımcı pilota dönerek;
- Biliyor musun?.. Bir gün çığlık atmakta gecikecekler ve hep birlikte geberip gideceğiz.

Yaşa Bağlı Dikkat Eksikliği Nedir?

Bakın nasıl oluyor :
Arabamı yıkamaya karar veriyorum
Garaja doğru giderken masadaki postalar dikkatimi çekiyor.
Arabayı yıkamadan önce, gelen mektuplara göz atmaya karar veriyorum.
Arabanın anahtarını masaya bırakıp gelen broşür ve reklam postalarını çöp sepetine atıyorum.!!
Çöp sepeti doluyor.
Faturaları masaya bırakıp çöp sepetini boşaltmaya karar veriyorum.
Madem çöpü boşatmak için dışarıya çıkacağım.
Fatura ödemelerini de hazırlayıp götüreyim diyorum.
Çek karnemi alıyorum, fakat sadece bir yaprak kaldığını görüyorum.
Diğer çek karnem büromda. Gidiyorum ve önce masamın üzerinde yarım kalmış.

Colayı içiyorum.
Çek karnemi arayacağım ama her şeyden önce kazayla devirip,etrafı berbat etmemesi için şu Colayı kaldırmalıyım,
ılımış olduğunu fark ettiğim Colayı soğuması için buzdolabına koymaya karar veriyorum.
Colayla mutfağa giderken, sehpa üzerindeki vazo gözüme çarpıyor : çiçeklerin suya gereksinimi var !
Colayı tezgah üzerine bırakıyorum ve mutfak masasında okuma gözlüklerimi buluyorum(Sabahtan beri arıyordum).
Gözlüğümü büroma bırakayım diyorum, ama önce şu çiçeklere su vereyim.
Gözlükleri tezgaha bırakıyorum, bir bardak su dolduruyorum ve, tv kumandasını fark ediyorum.

Biri mutfak masasına bırakmış....
Dedim ki, bu akşam tv izlemek istediğimizde bunu her yerde
arayacağız ve mutfakta olduğunu hatırlamayacağız.
Onu yerine, salona götürmeğe karar verdim, ama önce çiçeklere su vermeliyim.

Çiçeklere su veriyorum ama çoğunu da yere döküyorum.
Bu durumda tv kumandasını masaya bırakıyorum,etrafı temizlemek için bir bez aramağa gidiyorum.
En sonunda girişe dönüyorum ve ne yapmak istediğimi hatırlamaya çalışıyorum.
Günün Sonunda :
-Araba yıkanmadı,
-Faturalar ödenmedi,
-Mutfak tezgahının üzerinde ılık bir Cola var,
-Çiçeklerin suyu yetersiz kaldı,
-Yeni çek defterim yok,
-TV kumandası yerinde değil,
-Gözlüklerim nerede. Bilmiyorum,
Ve arabanın anahtarını bıraktığım yeri hatırlamıyorum.
Bütün gün hiç durmadığım halde hiç bir şeyin yapılmadığını anlıyorum, tamamen çökmüş durumdayım !
Ciddi bir sorun olduğu açık ve kendimle ilgilenmem gerekiyor, ama önce Mail’’lerime bakmam gerekiyor .
Bana bir iyilik yapmak ister misiniz ?
Bu mesajı tanıdıklarınıza gönderin,
Çünkü ben kimlere gönderdiğimi hatırlamıyorum.
Gülmeyin, başınıza gelmediyse,bir gün gelecek.

İHTİYARLIK KAÇINILMAZ OLGUNLUK SEÇENEK KENDİNE GÜLMEK TEDAVİDİR!

Babanne İtirafları..

Babaannem bir filmde düşüp denizin altında kalan uçaktaki yolcuların kurtulması için Yasin okumuştu,

Beş yaşındaydım. Köye, babaannemlerin yanına gitmiştik. Bir ara tuvalete girdim. Tuvaletin kapısı birden açıldı. Babaannemin gözleri pek iyi görmezdi. Utançtan küçüldükçe küçüldüm. Babaannem bana baktı. Ben ona baktım. Anneme seslendi:
- Gelin tuvalete yine tavuk girmiş!!
Kadıncağız beni tavuk zannetmişti. (Sinop)

Bir süper babaanne itirafı da benden. İzmir’deyken televizyonda AjdaPekkan' ı seyreden, birkaç gün sonra Ankara'ya döndüğünde televizyonda yine Ajda Pekkan'a rastlayan babaannemin yorumu:
- Buraya da mı geldi bu zilli?!Nereye gitsem peşimde!
Huzur içinde yat babaannem.


Bir spor programında Rıdvan Dilmen şu talihsiz cümleyi kurdu:
— Ben Washington'a inanan bir insanım.
85 yaşındaki babaannemim tepkisi ani ve keskin oldu:

- Allahsız herif! Geber e mi!

Ben de babaannemi yazayım. Oturduğu apartmanın sakinlerini on bir ay boyunca laf taşıyarak birbirine düşürür. Ramazan gelince de iftar yemeği verip barıştırır. Hacı ya...

Yetmiş sekiz yaşında, tonton bir babaannem var. Ne kadar modern olsa da gelişmiş teknolojiye ayak uydurmakta epey zorlanıyor. Buna en güzel örnek evimi aradığında telesekretere bıraktığı not:
— Babaannesi aradı dersiniz.


Geçenlerde hayatımın dumurunu yaşadım. Bunu yaşatan kişi de Anadolu'nun kırsal bir kesiminde yetişmiş, Hacca gitmiş babaannem. Son telefon konuşmamızda neden hala evlenmediğimi sordu. Henüz ailemize layık birisini bulamadığımı söylediğimde de,
— Oğlum eğer öyle ellenmemişini ararsan tabii ki bulamazsın. Az ellenmişine bakacaksın, az ellenmişinee" dedi.

—Bu ne yaaa! Babaanne ne diyorsun sen?

Brezilya-Almanya final maçını izliyorduk. Brezilya’nın önemli bir atağını yavaş çekim gösteriyorlardı. Babaannemin söylediklerini aynen yazıyorum:

- Bu oğlanlar da amma yavaş oynuyolar. Bizim yavrularımız aslan gibiydi. Yinede elendiler.
Canım babaannem seni çok seviyorum ama teknoloji işte, çocuklar ne yapsın.

Kısa Karşılıklar(2)

Aslında kim olduğu da önemli değil.Ama zeki insanın hali başka dedirten olaylar geçiyor Voltairre nin başından gider ayak(?) Ölüm döşeğinde dostları etrafında dua etmektedir .
Ona da bir dostu şöyle der:
—Efendim son anlarınızda sizde şeytanı lanetleyiniz.
Yazar dostuna dönerek şöyle der:
—Şimdi yeni düşmanlar kazanma zamanı değil...
Kısa bir süre sonra da sehpanın üzerinde duran lambanın alevinden perde tutuşunca Voltairre espriyi patlatır:
-Hayıııııır.Alevler için henüz çok erken.

Adam yanında oturan kadına fısıldar:

''Şampanya sizi güzelleştiriyor''
''Bir kadeh dahi içmedim.''
''Ama ben onuncu kadehimdeyim.......

Adam gece yarısı karısını uyandırır:
''Sevgilim,aspirinin.
''Ama başım ağrımıyor ki....
''Harika!!!!''

Bir kadın eczaneye girer ve arsenik ister.
''Ne yapmayı düşünüyorsunuz?'' diye sorar şüpheyle eczacı.
''Kocamı öldürmeyi''......
'Neeee ?Şaka yapıyorsunuz!Cinayet işlemeniz için size satamam.''
Gayet sakin kadın çantasını açar ve kocasının eczacının karısı ile sevişirken çekilmiş resmini gösterir.
''A! tabii, reçeteniz varsa ,durum değişir.

''Sadakatın tanımı????''
''Fırsat yokluğu.''

''Yarın 30. evlilik yıldönümümüz,bunu kutlamak için domuzu kesebiliriz.'
''Niçin?diye sorar eşi''

Onun suçu değil ki.....''

Çapkınlık..

Kadir Çöpdemir, bir internet sitesinde "Çapkınlık" üzerine sorulan soruya şöyle bir yanıt veriyor...
Kadın: Merhaba Kadir Bey, ben Mehtap. Avukatım. Size sorum şu;
— Erkekler çapkınlıktan neden vazgeçmiyor?
Kadir Çöpdemir ;
- Şimdi Mehtap Hanım, hadiseye şu açıdan bakalım, diyelim ki biz çapkınlıktan vazgeçtik, her birimiz birer tane kadına adapte olduk, ne olacak o vakit? Ne süslenmenize gerek kalacak, ne şık giyinmenize, ne hamarat olmanıza?Çünkü bizi kendinize bağlamak için bi çabaya gerek
kalmayacak. Kozmetik sanayi çökecek, tekstil ve moda sektörü bitecek, otomobil satışları duracak, işsizlik artacak, global kriz çıkacak.. Gördüğünüz gibi hadisenin açılımları
global krize kadar varıyor. Böyle de bilimsel çözümleme yapan bir insanım. Ama isterseniz konuyu baş başa bi yemek yerken de konuşabiliriz. O zaman detay da veririm hadise hakkında?(Efendim...)

Sadece Sarıl..

Karı-koca yatağa giriyorlar, tansiyonlar yükseliyor, sevişmeye hazırlanıyorlar. Ancak kadın durup dururken,
"Dur, canım istemiyor, sadece bana sarıl" diyor.
Adamcağız,"Neden?" diyor.
Karısı: "Bir kadın olarak sevgi ihtiyaçlarımı anlamıyorsun" diyor
Adam,sevişemeyeceklerini anlıyor ve kadının istediğini yapıyor.
Ertesi gün adam,karısını çok güzel bir mağazaya götürüp, alışveriş yapıyor.

Kadın, 3 tane pahalı kıyafet deniyor ama karar veremiyor. Adam, karısına hepsini almasını söylüyor. Sonra, 200$'dan 3 çift ayakkabı da alıyor.. Sonra, pırlanta küpeler alıyor.
Kadın heyecanlanıyor, mutlu oluyor.. Kocasının delirdiğini düşünüyor ama umurunda değil, pırlanta kolye de alıyor.
Kocası, "Kolye sevmezsin sen ama bunu beğendiysen, alabilirsin" diyor.
Kadın zıplıyor, yerinde duramıyor mutluluktan. "Hazırım, kasaya gidelim" diyor kadın.
Kocası: "Hayır !! hayır, hayır, bunları satın almayacağız ki" diyor.
Karısının yüzü bembeyaz oluyor.
Kocası: "Bunlara sadece sarılmanı istiyorum"

Bilimsel Güzin Abla..

Hocam, ben 38 yaşında, kimya öğretmeni bir genç bayanım. Üç ay kadar önce kısmetim açıldı ve iyi niyetli bir gençle tanıştım. Geçen hafta da nişanlandık. Mutluluktan uçuyordum ki dün laboratuarda korkunç bir şey keşfettim. Nişanlımın bana aldığı yüzüğü denemek için civaya attım ve maalesef yüzdü.
Halbuki saf altının özgül ağırlığı civanınkinden fazla,batması gerekirdi. Demek bana aldığı yüzük saf altın değil, öyleyse sevgisi de saf olamaz. Şimdi ben bu cıvayı nişanlımın yemeğine
koyup bu işi bitirmeyi düşünüyorum, ne dersiniz?
Prof. Çakanyıldız’ın yanıtı:
Arşimet’in hayatına her yönüyle vakıf olduğunuz anlaşılıyor.
Yalnız yüzey gerilimini hesaba katmamışsınız, civanın yüzey
gerilimi suyunkinden çok daha fazladır, böylece kendinden ağır
cisimleri de kaldırabilir, çünkü o cisim batarken ortaya çıkartacağı
yüzey için harcaması gereken enerji, kendi potansiyel enerjisinden
fazla olabilir.

Ayrıca civanın saf olmama ihtimali de var, o yüzden ani kararlar vermeyin derim.

Maaş..

Bir firmada elemanların maaşlarını alırken imzaladıkları kağıtta şöyle bir cümle yazıyormuş:
"Maaşlarınız tamamıyla size has ve özel bir meseledir.
Bunun içindir ki,sizden başka hiç kimse maaşınızı bilmemelidir."
Yeni bir eleman maaşını alıp kağıdı imzalarken, bu cümleyi okumuş ve cümlenin altına şu sözleri eklemiş;
"Kimseye maaşımı söylemeyeceğim. Ben de sizin kadar utanç içindeyim

Birde Senin Kullarına Bak..

Bektaşi Baba İstanbul'da gezinirken, Padişahın Sarayı olduğunu zannettiği görkemli bir binanın
yakınından geçmekte idi. Binanın önünde şatafatlı bir fayton durmakta idi. Binadan sırmalı elbiseleri olan adam çıkınca, muhafızlar selama durdu. Adam faytona binerken, Bektaşi meraklalandı ve muhafızlardan birinin yanına sokularak sordu.
-Faytona binen padişah mıdır?
-Hayır padişahın bir kuludur. Cevabını aldı.
Bektaşi, tepeden tırnağa önce faytondaki adama baktı.
Sonrada kendi haline baktıktan sonra, ellerine açarak:
-Tanrım, bir padişahın kuluna bak! Sonra, bir de senin kuluna bak! diye söylendi.

Kabahat Tarlayı Gösterende..

Köylü yağmur duasına çıkıyormuş, Bektaşi'ye ''sen de gel'' demişler.
Baba Erenler kalabalığa katılmış, yolda küçük tarlasının yanından geçerken elindeki
sopayı tarlaya dikmiş, göğe bakarak
- Bizimki de, demiş, burası!..
Duadan sonra bir yağmur bir yağmur, ortalığı seller basmış,
Bektaşi'nin tarlasında ne varsa sular almış götürmüş.
Bu manzarayı gören Bektaşi, ellerini yukarı kaldırmış:
- Kabahat sende değil, bu tarlayı sana gösterende..

Doğru Söz..

Bektaşi içiyordu. Kendisine:
- Sarhoş olmaktan korkmuyor musun, dediler. O:
- Hayır, benim sarhoşluğumdan kimseye bir zararım dokunmaz ki. Siz asıl içmeden sarhoş olanlardan çekinin.
- Kim onlar?
- Bunlar bir takım sonradan görmelerdir ki, ellerine dünya malı geçtiği için ne oldum delisi olurlar.

Orasını Allah Bilir..

Şarap yapmak yasaklanmış; sıkı bir kontrolle, şarap yapan yakalandığında kellesi vuruluyordu.
Bağ bozumu vakti geldiğinde, Bektaşi üzümlerin suyunu küplere doldurdu.

Durumdan haberdar olan hükümdar, Bektaşi’nin küpleri başına geldiğinde,hiddetle sordu:
-Üzüm suyu küplere ne için dolduruldu?
Bektaşi, yakalanmışlığının telaşı ile cevap verir:
-Dolduruyorum ki, orada sirke olsun.
Hükümdar, biraz yumuşayarak yeniden sordu:
-Sirke dersin ama, ya şarap olursa!
Hükümdarın yumuşadığını gören Bektaşi:
-Orasını Allah bilir,dedi.

Herşey Allah'tan..

"Bektaşi'nin biri her gün kasabada 'Her şey Allah'tan','Her şey Allah'tan' diye mırıldanarak dolaşır dururmuş.
Bir gün kasabanın serseri delikanlılarından biri yine böyle mırıldanarak dolaşmakta olan Bektaşi'ye arkasından sessizce yaklaşmış, ensesine okkalı bir şaplak atmış.
Canı fena halde yanan Bektaşi'nin pür hiddet dönüp kendisine ters ters baktığını görünce;
- Öyle ne bakıyorsun baba erenler demiş, hani her şey Allah'tandı.
- Tabii demiş Bektaşi, her şey Allah'tan da ben hangi deyyusu aracı ettiğine bakıyorum."

Allah Affeder Ama..

Bir gün Bektaşiye sormuşlar:
- Baba erenler, niçin oruç tutmazsınız?
- Vallahi tutmak isterim ama halim mecalim yok.
- İftara çağırsalar gider misin?
- Aaa... doğrusu ne yapar eder giderim.
- Canım, bu nasıl olur? Allah' ın emrini dinlemiyorsun da kulların davetine icabet ediyorsun.
- Bunda şaşılacak ne var? Bilirsiniz ki Cenabı Hak merhametlilerin merhametlisidir. Bir eşref saatine gelirse kulların günahını derhal affedebilir. Fakat insanlar böyle midir ya? Onlar, en küçük bir sebepten güceniverirler. Bunun için davetlere derhal icabet etmek gerekir..

Şemsiye..

Yıllar önce İngiltere'de erler şemsiye kullanmazmış. Şemsiye taşıma hakkı sadece subaylara tanınıyormuş. O yıllarda bir gün genç teğmenlerden biri, koltuğunun altında bir şemsiye ile hızlı hızlı yürüyen eri görünce, beyninden vurulmuşa dönmüş.Eri çağırarak :
-Bu ne küstahlık, demiş.

Ve şemsiyeyi aldığı gibi dizinde iki parça etmiş.
-Bu sana bir ders olsun, bir daha böyle küstahlıklar yapma!
Neye uğradığını anlamayan er :
-Baş üstüne, diyerek selamı çakmış ve şöyle sormuş :
-Teğmenim, beni az önce evine yollayan general şemsiyesini istediğinde kim kırdı diyeyim?

Eltimgile..

Yeni ilçe olan bir köye trafik ışıkları yeni konmuş,ışıkların altında bir polis bekliyor ve halkın ışıklara uymasını sağlamaya yani bir çeşit trafik eğitimi vermeye çalışıyormuş.
O sırada, bakmış ki; bir kadın, elinde tuttuğu çocuğuyla, kırmızı yanarken karşıya
geçiyor.

Hemen seslenmiş :
-Hanım, hanım! Nereye?
Kadın dönüp :
-Vıy!. Sana ne? Eltimgile gidiyom...

Baş Ağrısı..

Joe, yatak kariyeri başarılarla dolu bir insandır.Ancak yaşlandıkça bu meziyeti inanılmaz bir baş ağrısı yüzünden durmuştur. Sağlığı ve aşk hayatı,çekilmez bir hal aldığında tıbbi bir yardıma ihtiyacı olduğunu fark eder.
Kapı kapı, doktor doktor gezdikten sonra problemini çözebilecek bir uzman hekim bulur kendine;
- Size bir iyi, bir de kötü bir haberim var, der doktor.
- Doktor, önce iyi haberi duymak istiyorum.
- Sizi baş ağrınızdan kurtarabilirim.
- Peki kötü haber nedir doktor bey?

- Çok nadir görülen bir durum. Söylemesi zor ama hadım edilmeniz gerekiyor. Cinsel organınız,omurganızın alt kısmına baskı yapıyor ve bu baskı sizde dayanılmaz bir baş ağrısı yaratıyor.Bu baskıdan kurtulmanın tek yolu erkeklik organınızı almak. Joe bu haber karşısında şok olur ve morali çok bozulur.
Kendi kendine sorar;
- Ne yapsam acaba. Erkeklik organım alınırsa ben nasıl yaşarım.Kimin için yaşarım. El içine nasıl çıkarım.Cevap vermek için fazla düşünmez ve başka bir şansı olmadığı için bıçak altına yatmaya
karar verir.Hastaneden taburcu olduğunda;
- Oh be! Dünya varmış. Kurtuldum şu lanet ağrıdan diye derin bir nefes alır, ancak üstünde önemli bir parçasının eksik olduğunu hisseder.

Caddede yürürken farklı bir kişi olduğunu sezinler. Yeni bir başlangıç yapmaya ve yeni bir hayata başlamaya karar verir. Bir erkek giyim mağazasının önünden geçerken vitrinde duran
bir takım elbiseye takılır gözleri.
- İşte tam aradığım takim elbise! der ve dükkana girer.

Tezgâhtara;
- Yeni bir takim elbise istiyorum, der.
Tezgahtar Joe'yu şöyle tepeden tırnağa bir süzer ve;
- Bir bakalım. 44 beden!.der. Joe gülerek;

- Kesinlikle doğru, nerden anladınız?
- Bu benim işim. Joe takim elbiseyi dener. Üstüne cuk diye oturur. Joe aynada kendisine hayran hayran bakarken, tezgahtar sorar;
- Yeni bir gömlek de ister misiniz? Joe bir kaç saniye düşündükten sonra;

- Elbette, der.
Tezgahtar Joe'ya şöyle bir bakar;
- Kol numarası 34 ve 16 numara yarım yaka.
Joe şaşırır;
- Kesinlikle doğru nerden anladınız?

- Bu benim işim! Joe gömleği giydi. Evet, gömlek süper olmuştur. Yakasını aynada düzeltirken tezgahtar sorar;
- Yeni ayakkabıya ne dersiniz?

- Evet lütfen. Bir de ayakkabılarınıza bakayım ..
Tezgahtar Joe'nun ayaklarına bakarak;
- Evet...9-1/2... E."
Joe iyiden iyiye afallar;
- İnanamıyorum bir bakışta kaç numara ayakkabı giydiğimi nasıl anladınız? Vallahi bravo!. Tezgahtar;

- Efendim. Bu benim işim.
Joe ayakkabıları da giyer. Gerçekten de ayakkabılar cillop gibi oturur ayaklarına.

Şöyle dükkan içerisinde bir tur atarken tezgahtar sorar;
- Beyefendi vallahi jilet gibi oldunuz! Size bir tane de şapka veriyim ben!..

Joe aynaya bakarak;
- Heyt ulan be façayı o biçim düzdüm, diye içinden geçirir ve
- Evet bir de şapka bakayım kendime! der tezgahtara.

Tezgahtar Joe'nun kafasına bakarak;
- Eveeeeet...7-5/8.
Joe dumur üstüne dumur yaşamış bir şekilde tezgahtara;

- Evet..doğru..nerden bildiniz?, diye sorar.
Tezgâhtar iyiden iyiye havaya girmiş bir şekilde;
- Bu benim işim efendim, der.
Şapka da süper oturmuştur kafasına.
- Vayyy beee, ulan ben neymişim beee. Ulan ben var ya ben..diye düşünürken tezgahtar yine sorar;
- Size bir tane de don verelim efendim. Joe bir kaç saniye düşünür ve;
- Tamam! Hemen bana en fiyakalı donlarınızdan getirin!, der.
Tezgahtar geri adım atarak
- Eveeeeet..36 beden!, der.

Joe gülerek;
- İlk defa yanıldınız. Ben 18 yaşımdan beri 34 beden giyiyorum!, der.
Tezgahtar kafasını sallayarak;
- Hayır..size 34 olmaz. Erkeklik organınızı sıkıştırır ve omurganıza basınç yapar, bu da dayanılması güç bir baş ağrısı çekmenize sebep olur!...

Amorti Temel..

Temel Köyün güzel kızı Fadime’yi Cemal’e kaptırmıştı.
Düğünde Cemal’e;
- Karun tam anlamıyla piyuk bir ikramiye,
- Ya pen neyum!!
- Sen bi amertisun..
- O ne temek?
- Senu verip yeni pi pilet alabilursun, ya hava alirsun ya da yeni pi ikramiye temek..

İşaret..

Bir gün temel bir minübüse durması için işaret etmiş adam ellerini havaya kaldırarak ve tüm parmaklarını oynatarak çok kalabalık demiş.
Temelde başparmağını işaret ve orta parmağının arsına sokmuş.

Şoför kızmış ve aşağı inmiş
—Sen ne kadar terbiyesiz adamsın demiş.
Temel "asıl sen ne kadar terbiyesizsin bana böle böle yaptın" demiş
Şoför "ben sana kalabalık" dedim diye yanıt vermiş.

Bunun üzerine temel;
—Ee.. bende beni araya sıkıştırırsın diyordum da!!…

Tecavüz..

Hakim;karşısına çıkarılan çifte bakar. İriyarı bu kıza, yanında duran sıska, çelimsiz, kısa boylu bu gencin tecavüz ettiği iddia edilmektedir,bir türlü ikna olmaz.Bu kıza bu adamın tecavüz etmiş olabileceği nerdeyse olanaksızdır.Olay yerinde keşif ve tatbikat yapılmasına karar verilir.
Keşif günü dağ başındaki bir köye gidilir. Tecavüz olayının, köy değirmeninin yakınında bir yerde gerçekleştiği ifade edilir.
Hâkim delikanlıyı yanına çağırır :

- Nasıl oldu anlat, sen buna yetişemiyorsun bile nasıl yaptın? der.
Oğlan;
-Bir briketin üstüne çıkıp yaptım,der.
Briketin üstüne çıkartılır ama yine yetişemez. Hâkim kızınca 'iki briketti' der, yine yetişemez. Hakim kızınca üçüncü briketi koyar, briketlerin üzerinde düşmemeye çalışırken Hakim çok sinirlenir;
-Doğruyu söyleyin,.. Çıldırtmayın beni.!!!.
Bu esnada hâkimin çok kızdığını gören kız (duyulur-duyulmaz bir sesle) ve yörenin şivesiyle;
-Accuk da ben çömelivedim Hakim Bey..!..

Avcının İşi Atmak..

Temel ava gitmiş anlatıyordu;
- Uşaklar geçen gün bi kuş sürüsüne rasladum, ben diyim size sürü sen deki süpsürü ha oyle bi süriye rastladum. Atayirum duşıyii atayirum duşıyii atayirum duşıyiii. Attuk attuk ,attuk attukça duşıyiii yahu...
İdris hemen lafını bölmüş;
- Ula Temel biliyirum senun tüfeğun otomatik değil nasıl kurşundur habu yetışuyi ona yahu, atayısun duşiyii atayısun duşiyii buna nasıl kurşun yetiriyorsun.
- Eee...ula habu karuşuklukta akluma kurşun doldurmak mi geluyi oyle, atayısun duşiyii işte…

Uyku ~ Su...

Bir gün Nasreddin Hoca köyde kalmak zorunda kalır.
Gece onu imam misafir eder ve kısa bir hoş beşten sonra güler yüzle Nasreddin Hoca'ya sorar:
-Hoca’m vakit hayli ilerledi, acaba siz uykusuz musunuz ? yoksa susuz musunuz?
Karnı çok aç olan ve yemekten hiç bahsetmeyen ev sahibine
Hoca dokundurur:
—Ben buraya gelirken açlıktan perişan vaziyette, pınarın başında epeyce uyumuştum!

14 Ağustos 2007 Salı

Papağan..

Kadının biri papağan almak üzere Petshop a gider gözleri birden tüyleri mükemmel parlaklıktaki bir papağana takılır ve papağana yaklaşır... Fakat kadın papağana her yaklaştığında papağan kadına
—Orospu!! der.
Kadın hayretler içinde Petshop Sahibi Necdet'e dönerek ;

- Bu papağanı alacağım,ama eğitmen lazım!! der..
Necdet eline bir kova su ve papağanı alır...
— Hanımefendi geldiğinde ne diyeceksin? der.
Papağan;
— Orospu! diyecem.
Necdet papağanı suya sokar ve tekrar sorar;
— Hanımefendi geldiğinde ne diyeceksin?.
— Orospu! diyeceğim.
Necdet tekrar papağanı suya sokar ve bu kez bir müddet bekletir ve tekrar sorar;
— Hanımefendi geldiğinde ne diyeceksin?
—Hoş geldiniz Hanımefendi diyeceğim.
Ertesi gün olur kadın Petshopa tekrar gider......Papağana yaklaşır
— Ben eve geldiğimde ne diyeceksin?
— Hoş geldiniz Hanımefendi!!.
— Peki, ben yanımda bir erkekle geldim ne diyeceksin?
—Hoş geldiniz Hanımefendi!! Hoş geldiniz Beyefendi! diyeceğim.
—Ben yanımda iki erkekle geldim o zaman ne diyeceksin?
— Hoş geldiniz Hanımefendi! Hoş geldiniz Beyefendiler!! diyecem.
—Tamam, buraya kadar çok güzel. Pekiii, ben yanımda üç erkekle birlikte geldiğimde o zaman ne diyeceksin?
Papağan bir kovaya bakar, bir Necdet'e;
— Necdet kovayı getir anam avradım olsun bu kari orospu!!.

Yazı mı Tura mı? (Herşeyin İki Yüzü Var)

Büyük İskender, felsefenin duayeni sayılan Aristo’ya bir mektup yazar.
''Ele geçirdiğim topraklardaki insanları egemenliğim altında tutabilmek için neler yapmalıyım” diye görüş beyan eder;
1- Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim?
2- Ülkenin ileri gelen insanlarını hapse mi atayım?
3- Ülkenin ileri gelen insanlarını kılıçtan mı geçireyim?

Aristo’nun Yanıtı :
1- Sürgünde toplanıp sana karşı başkaldırırlar,
2- Hapishaneler militan yuvası olur, denetimden çıkar,
3- Onlardan sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür, tahtını sallar.
Çözüm olarak şu nasihat ı verir:'
'İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin,
Birbirleriyle savaşınca hakem olarak kendini kabul ettireceksin,
Ama anlaşmaya giden tüm yolları tıkayacaksın(!!) ''

Bu Ne Göbek? ( Türk Kası Demek Çok Banal Artık)

"Bu ne göbek?" sorusuna "O göbek değil Türk kası" demekten sıkıldıyasanız bunları deneyin ..

Bu ne göbek?
Sana ne? Ben mutluyum, göbek mutlu...

Bu ne göbek?
Sorma ya, göbek kemiklerim fazla iri de...

Bu ne göbek?

Metabolizma meselesi koçum...

Bu ne göbek?
Zengin gösteriyor dimi???

Bu ne göbek?
La havle vela kuvvete...Can simidi bu can simidi..

Bu ne göbek?
Onu bulamayanlarda var, şükret yaradanina. ..

Bu ne göbek?
Kendime güvenimin sermayesidir yavrum o, sen devam et...

Bu ne göbek?
Göbek değil o , gaz yaptı midem...

Bu ne göbek?
Sabah 2 litre su içtim oluum...

Bu ne göbek?
Dalga geçme amcolu, gastrit var...

Bu ne göbek?
Hayrola, şekilciyiz galiba???

Bu ne göbek?
Ben büyüttüm onu aslanım , bana mı gösteriyorsun?

Bu ne göbek?
Ne Demek!!! Senin gözün kör mü demek istiyorsun?

Taksimde Yaşananlar..

Arkadaşlık teklif ettiğim bayan, nihayet teklifimi kabul etmişti... taksim’de buluşmak üzere randevulaştık... gelgelelim, yaz günü kavunu inciri fazla kaçırmışım...üzerinize afiyet, malum ishal durumu :)) deniz otobüsüne kendimi zor attım !!! yol boyu tuvaletten çıkamadım... taksim’e geldim, baktım daha gelmemiş kız...bu arada bağırsaklar kanalizasyon şebekesi gibi...tam etrafta tuvalete benzer bi yer aranıyordum ki bayan çıkageldi...bu arada biraz altıma kaçırdım !!! istiklal'de gezelim dedi,peki dedim, biraz daha kaçırdım... gezerken biraz daa, biraz
daa derken altım enikonu doldu... bir mağazanın önünden geçerken ''ya buraya kadar gelmişken bi pantolon aliim kendime'' diye içeri daldım... bedenime göre bi pantolon istedim... tezgahtar denememi önerdi ama denermiyim hiç...''lütfen paketleyin'' diyip aceleyle paket bankosundan paketi alıp çıktım...hatuna''çok acıktım ben'' dedim...ilk cafeye girdik..''sen otur, ben şu pantolonu deniim'' diyerek acilen tuvalete koştum... hemen pantolonla donu çıkarıp havalandırma penceresinden attım...bağırsakları da iyice boşalttım...oh be !!! Rahatlamıştım...poşeti açtım, aaa o da ne ?Bu bi kazak !!! eyvah poku yedik !!!! son ümitle pencereye saldırdım, elimle arandım, attıklarım yok !!! eyvah ki ne eyvah !!! yandık, rezil olcam manitaya...dakkalar geçiyo çıkamam dışarı !!! bu arada millet kapıda kuyruk tutmuş... homurdanmalar, küfürler, bağırış, çağırış v.s...ben çıkamıyorum, kapıyı tekmeliyorlar...cafe sahibi polisi aramış, tuvalette eroin içiyolar diye !!! polis geldi, kapıyı itfayeci baltasıyla kırıp beni zorla dışarı çıkardılar !!! son hamle, kazakla önümü kapatabildim, ama kıçım açıkta kalmıştı !!!

Matematik..

Trabzonlu Temel Ağa'nın sevgili torunu Eda'ya verilen ödev ile başı derttedir... Eskişehir’e göç eden "teğerli arkadaşu" Niyazi'ye başına gelenleri yazar:

Niyazicuğum.
Hani benim küçük torun var ya.Geçen akşam, geturdi ödevini önüme koydi. Bi yandan da ağlay. Zaten dertlerini hep bağa açar.
Dedi ki;
- Habunlari anliyamadum. O yüzden da yapamadum.
Yarin öğretmen beni dövecek.
Dedum ki;
- Ağlama uşağum, bunun içun öğretmen adam dövmez. Şimdi oni çözeruk.Ne mümkün Niyazi kardaşum:Bi tirenlan, bi otobos ayni istasyondan kalkmislar. Tiren otobostan üçte bir daha hizli gidiy. Otobos iki yerde onbeşer dakka istirahat vermis. Tiren da bi yerde durmiş, 20 dakka su almiş. Otobos saatte 60 kilometro gidiymiş. Tiren 5 saat sonra gideceği yere varmiş. Otobos
ise ne vakit sonra oraya varacakmiş. Ograstum yapamadum.Uşak ağlay. Derken bubasi geldi. O da çözemedi.Diyrum oğa ki, "damat, senun taniduğun tahsilli bi otobos şofori var ise oğa soralim, belki o bilebilur. Yahutta sabah olsun ben uşağı şoforler cemiyetine götüreyum. Onlar
arasinda belki tirenle yaris etmis bi şofor vardur da bize nasihat verur." Ha, biz bi yandan da uşağa tireni tarif ediyruk. Tiren görmemis ki... Ne anasi görmis, ne bubasi.Ben da bi tek askerlukte Erzurum'dan Sivas'a gittiydum. Neysa kardasum, o gece çok kızdum. Diyeceksun ki niye? Uşak daha incir ağacından duti ayiramay; mezgiti gosteriyrum, hamsi diy; efendum, yumurtanun fabrikada yapilduğuni sanay. Biz gelduk araba yariştiriyruk.Yani efendi, otobos saatinda varsa ne olur, geç varsa ne olur?Gurbetten yolci mi bekliysun? Eğer varacagi saat onemliysa,edersun yazihaneye bi telefon, derler saga otobosun ineceği zamani.. Bu kadarluk mesele içun sabiyi subyani niye telef edersun? Uşacuklarda şarkı yok, türki yok, oyun yok;
dayamis matamatigi. Ayuptur...

Babası Bekar...

İskoçyalı restorana gitmiş.Yemiş içmiş, hesabı görmüş ama garsona çok az bahşiş bırakmış..
Garson dayanamayıp adama sormuş:
- Siz herhalde çok tutumlusunuz!
- Doğru…demiş adam.
- Galiba bekarsınız da….
- Buda doğru!....
Garson bombayı patlatmış:
- Galiba sizin babanızda bekardı!....

Müsrif Kadın..

Hayim be! Kari çok müsrif.Para yetişmiyor.İnanasin.
Pazar günü benden 200 frank İstedi.

Pazartesi 300, sali, 500, Perşembe 800 ve bugünde 1000 frank…
Hayim sordu

: “Acidim sana be Moiz. Nireye sarfediyor bu kadar parayı Madam Moiz?”
“Ne bileyim ben! Verdiğim yok ki…”

Kredi..

Salomon , New York’ta bir cadde üzerindeki bankanın bitişiğinde, seyyar olarak sosis satıyormuş.Durumu da oldukça iyi…
Bir gün Moiz gelmiş, 50 dolar borç istemiş.
Salomon;
“Banka ile anlaşmam var…” demiş ve eklemiş:
Ben kimseye kredi vermeyeceğim. Onlarda sosis satmayacak…

Diyojen..

Dünya nimetlerine önem vermeyen felsefesiyle ünlü Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka bir şeyi olmayan kibirlimi kibirli bir adamla karşılaşır.İkisinden biri
kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir.
Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa;
- Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem!! ,der.
Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir;
- Ben çekilirim..

Adamın Tiki..

Adamın tiki var, tek gözünü sürekli kırpıyor, işe müracaat etmiş…
-Beyefendi okuduğunuz okullar harika, sizi hemen işe alırdık ama gözünüzü sürekli kırpmanız müşterileri rahatsız eder diye korkarım.
- Bir saniye, ben iki Aspirin alırsam göz kırpmam duruyor.
- Gerçekten mi?
Adam ceketinin ceplerini karıştırmaya başlar,bir prezervatif çıkartır, sonra kırmızı bir prezervatif, sonra yeşil, sarı, fosforlu prezervatif….Sonunda iki aspirin tabletini bulur, yutar ve göz kırpması geçer…
- Beyim, iyi güzel de bizde birçok bayan çalışıyor, sizin gibi bir cinsi sapığı işe alamayız.
- Ne sapığı kardeşim, ben çok mutlu evliliği olan bir adamım…
- Madem öyle bütün o prezervatifler ne oluyor?
-Siz hiç eczanede, eczacıya göz kırparak,”İki Aspirin” dediniz mi?

Büyük Sır..

Takanın Kaptanı Temel Reis yıllardır her sabah kasasını açar ve çıkardığı bir kağıt parçasına dalgın dalgın bakarmış.Sonra onu dikkatle katlar, kasaya koyar ve kimseye emanet etmediği anahtarıyla büyük bir titizlikle kilitlermiş.
Tayfalar merak içindeymiş.Define haritası falan sanıyorlarmış ama Reise de tek kelime edemiyorlarmış.
Bir gün Temel Reis ölmüş.

Tayfalar anahtarı koynundan alıp kasaya koşmuşlar.Merakla sararmış kağıdı çıkartıp
okumuşlar:
“Sancak sağ, iskele sol.”

Kusura Kalma..

Temel'in ineği hastalanmış.. Hangi veterinere götürmüsse bir türlü iyileşmemiş.
Temel biçare bir şekilde düşünürken ellerini açıp ALLAH'a yalvarmış..
-''Yarabbi sen ineğimi iyi et, iyi edersen 15 gün oruç tutarım. ".
Bu hayvan iki günden fazla yaşamaz diyen veterinerlere rağmen inek iyileşmiş..Bizim Temel 15 gün oruç tutmuş. 16.gün inek ölmüş.

Temel ne yapacağını şaşırmış. İnek ölü, havadan 15 gün tutulan oruç.....Ellerini açmış :
-"Yarabbi sen sanıyorsun ki Temel aptaldır, hiç itiraz kabul etmem, ineği kurbana sayar, tuttuğum oruçları da Ramazan'dan düşerim hiç kusura bakma ..'''

Çay Yaparız..

Temel 70 yaşına gelmiş Fadime ile akşam evde otururken içi gıcıklanmış, Fadime ' ye seslenmiş - Fadime suyu koy, olmazsa çay yaparız...

Acuug..

Doğu`da devlet hastanelerinden birinde mecburi hizmetini yapan bir doktorun başından geçer olay. Doktorumuz jinekologdur.
Bir gün içeri çarşaflı bir kadın ve kocası gelir.
Adam "
- Karımın bir şikayeti var!" deyip çıkar dışarı...
Doktor kadına uzanmasını söyler ve normal muayenesini yapar. Muayene bittikten sonra da hastanın SSK`li olduğunu düşünerek sevk kağıdının olup olmadığını sorar ve
- Sevk aldın mi? der.
- Acuuk" diye cevap verir kadın...

Latince Ad..

Hasta, doktora derdini anlattı ;
- Sabahları bir türlü yataktan kalkamıyorum. Canım hiç çalışmak istemiyor.
- Şikayetiniz bunlar mı?
- Evet.
- Bunun adı, tembellik.
- Biliyorum, doktor. Ama patronuma hastayım demek için bunun Latince bir adı yok mu?

Yaka..

Hemşire, doktora hastayı göstererek;
- Şu hastanın kalbini dinlemek için ne zaman eğilsem,
kalp atışları hızlanıyor. Ne yapsak?
- Önlüğünü ilikle !..

Öksürük..

Adamın biri çok kuvvetli öksürüyormuş, doktora gitmiş derdini anlatmış. Doktor adama yanlışlıkla öksürük ilacı yerine müshil ilacı vermiş ve demiş ki;
- Bu ilaç sana kesinlikle iyi gelecek. Bir hafta boyunca yemeklerden sonra iç ve bitince kontrole gel.
Bir hafta sonra tekrar geldiğinde doktor adama öksürüp öksürmediğini sormuş.

Adamın öksürmediğini duyunca da ;
-Ben sana dememiş miydim!” diye böbürlenmiş.
Adam cevap vermiş:
-İyide Doktor Bey, cesaret edip öksüremiyorum ki..!

Gazete İlanları (Yeni Haber- Trabzon)

Önce satılık ev ilanı:
-Sahibinin amca oğlundan, 3+1-2*2 , 1 mutfak,
Yaylacık Mahallesinde, fırına iki adım, otobüs durağına
50 metre uzaklıkta.
Ara sıra güneş gören daire satılıktır, olmadı kiralıktır.
Tel:................

Eleman ilanı :

— Dikenli tel ihracatı yapan firmamızın halkla ilişkiler
biriminde çalışacak;
— İleri seviyede Türkçe konuşabilen,
— Anadolu'nun muhtelif yerlerini gezmiş-görmüş
— Vatandaşın halinden anlayan
— Trabzonspor’un en az bir şampiyonluğunu görmüş
— Düz liseliliği ile gurur duyan
— AB uyum yasalarını gerekçe gösterip çalışma şartlarında
değişiklik talep etmeyecek
— Çıkması muhtemel ekonomik krizlerde getireceğimiz
OHAL şartlarına razı gelecek

Yukarıdaki şartlara uyan kişilerin özgeçmişlerini ......adresine
göndermeleri rica olunur.

Anaokulu öğretmeni alım ilanı:

— Anaokuluna, çocukla çocuk olacak,
— Gürültü veya yaramazlık yapıldığında ana-avrat
dümdüz gitmeyecek,
— Laf dinlemeyen çocukları dövmeyecek,
— Şöyle kafasına vurup ekmeğini elinden alabileceğin türde,
mülayim Anaokulu öğretmeni alınacaktır.
Müracaat:..................................

Maaşını Yükseltmek İsteyenlere Duyurulur..

Emeklilik işlemleri için uğraşan adam sigortaya şahsen başvurur.Görevli kadın yaşını doğrulatmak için bir kimlik belgesi sorunca, adam ceplerini arar, tarar ve
cüzdanını evde unuttuğunu fark eder, durumunu anlatır.
Görevli kadın;
— Gömlek düğmelerinizi açın o zaman'' der.
Şaşıran adam bir bir açar düğmeleri ve bembeyaz göğüs kılları ortaya çıkınca görevli kadın;
—Tamam, bu gördüğüm yeterli,yanıtıyla evrakları onaylar.
Şaşkınlık içinde eve gidip emeklilik işlerini nasıl hallettiğini eşine anlatır adamcağız.
Eşinden gelen yanıt bir başka olur:
— Keşke pantolonunun düğmelerini de açsaydın, o zaman bir de maluliyet farkı da alabilirdin!!!!!!


(Bayan çalışanlar ne yapsın bu durumda..
efendim?..)) )

İltifat..

Kadın aynada çıplak vücudunu seyrediyordu.
Eşine:
—Görüntümü iğrenç buluyorum, yağlı, buruşuk.
Bir iltifata ihtiyacım var.
Eşi:
- Gözlerin iyi görüyor…:))))

Müşteri Kayserili..

Taksinin yokuşta frenleri patlamış, müthiş bir hızla aşağı iniyor.
Kayserili müşteri bağırmış:
- Durdur şu arabayı !..
Şoför panik içinde haykırmış:
- Durduramıyorum!.. Frenler patladı...
Kayserili müşteri:
- O zaman taksimetreyi durdur hiç değilse..

Sağlamcı..

Papaz, ölmek üzere olan adamın üzerine eğilerek:
- Ölmeden önce şeytanı ve onun kötülüklerini lanetle, der.
Ancak adamdan ses çıkmaz.
Papaz gene:
— Ölmeden önce şeytanı ve onun kötülüklerini lanetle, der demesine ama adamdan gene ses çıkmaz.
Papaz iyice sinirlenir:
— Neden şeytanı ve kötülüklerini lanetlemiyorsun be adam?
Adam yanıtlar:
—Nereye gideceğimi bilmeden, kimse hakkında yorum yapmak istemiyorum…

Kuş Yuvası..

Adam 1 kaloriliktir..Canı kuru fasulye çekmiştir.Fakat karısından bunu nasıl isterim diye bir süre düşünür.Eve gelince karısına;
- Akşam sinemaya gidelim mi? Bu arada canım çok kuru fasulye çekti..demeyi de ihmal etmez.
Karısı istediği her zaman sinemaya gidebileceğini bilmesine karşın, kocasından böyle bir öneri gelmesine çok memnun olur.
Akşam yemeği evin beyinin dediği şekilde hazırlanır ve yerler. Sinemaya giderler ve yerlerine otururlar. Daha film yeni başlamıştır, kuru adamı sıkıştırır ve adam karısına eğilir:
—Hanım bir kuş uçurabilir miyim? der. Karısı:
—Hadi uçur bakalım, der.
Bir süre sonra yine kuru sıkıştırır ve adam biraz sallandıktan sonra karısına eğilir ve:
—Hanım bir kuş daha uçurabilir miyim? der.

Karısı:
—Hadi uçur bakalım, der.
.Filmin yarısına gelindiğinde kuru yine sıkıştırır. Adam biraz sabreder fakat nafile. Karısına eğilir ve:
—Hanım son bir kuş daha uçurabilir miyim? der.
Karısı:
—Neyse!!, hadi uçur bakalım, der.
Bu esnada arkadaki adam elini adamın omzuna koyar ve:
—Eğer bir kuş daha uçur, anam avradım olsun yuvasını dağıtmazsam.!

Diplomasi Diye..

Adamın biri Afrika'da safariye çıkarken yanına minik köpeğini de almış. Minik köpek bir gün ormanda dolaşıp,kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kaybolduğunu fark etmiş.
Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor."Şimdi başım dertte" diye düşünmüş minik köpek.
Etrafına bakmış yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yöne çevirerek kemikleri kemirmeye başlamış, bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş.

Leopar tam saldıracakken minik köpek kendi kendine konuşmuş;
"Ne kadar lezzetli bir leoparmış. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mı?"
Bunu duyan leopar bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca tırmanarak dalların arasına saklanmış.
"Tam zamanında kurtardım yoksa bu köpeğe yem olacaktım" diye düşünmüş leopar.

Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş.
Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış. Leopar köpeğin yaptıklarına çok
sinirlenmiş ve maymuna:
"Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım" demiş.
Ancak minik köpek neler olduğunu ve leoparın sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş.
"Şimdi ne yapacağım" diye düşünürken kaçmaya teşebbüs etmemiş.

Bunun yerine arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmiş.
Tam leopar saldıracakken yine kendi kendine konuşmuş;
"Bu aptal maymun da nerede kaldı? Yarım saat önce bir Leopar daha getirsin diye gönderdim, hala haber yok!"

Diploması böyle bir şey işte;
“Hızlı düşün, Sakin ol, Güçlü görün.”

Penguenlerle..

Alaska'da bir bardan içeri iki arkadaş girer ve içki söylerler kendilerine. Bir süre sonra bir tanesi barmene sorar;
— Buralarda siyah kadın bulunur mu?
— Hayır, bulunmaz elbet.
— Peki buralarda siyah beyaz kadın bulunur mu?
— Bulunmaz tabi
Bunun üzerine Laz arkadaşına dönerek:
— Sanırım dün gece iki penguenleydik!!!

Sinekler..

Dokuz yaşındaki oğlan çocuğu elinde raket, gözünü pencere camına konmuş çiftleşmekte olan sineklere dikmiş..
- Anneee!! diye bağırmış.. "Sineklerin erkeği olur mu?"
Anne bu masum sorudan kuşkulanmadığı için "Olur yavrum.." cevabını verince, oğlan sorusunu ikilemiş
—Peki, sineğin dişisi olur mu?
Kadın o zaman soruların çetrefilli bir yere gideceğini sezip, yan çizmiş
— Olmaz evladım.
Oğlan aradığı cevapları alınca elindeki raketi hırsla sineklerin üzerine yapıştırmış.
— İbneler!

Doktor Azeri Olursa..

Tık, tık, tık...
— Gelesen.
— Selamlar doktor bey.
— Salam. Sabahın heyır. ( Selam, iyi sabahlar).
— Sabahları salam yasak mı diyorsunuz? Biz nerden bulalım salamı doktor bey? Neyse zaten hasta olan kızım.Bir muayene ederseniz.
— Gızım sen yahşi birine ohşayırsan. ( Kızım sen iyi birine benziyorsun).
— Neee! Benim kız kimi okşuyormuş?
— Valla kimseyi okşamıyorum baba!
— Sus kız, doktor yalan mı söylüyor? Ellerinde pişik var,oradan anladı herhalde hııı?
—Pişik ele degel kucaga yaraşır. ( Kedi ellenmemeli, kucağa alınmalı).
— Doktor sen ne diyorsun ya.
— Siz haradan gelisiz? ( Siz nereden geliyorsunuz?)
— At mıyız biz, haradan gelelim? Bak böyle konuşmaya devam edersen fena olacak doktooor!!.
— Kızım soyunasın, sırtına gulag asmag isterem.( Soyun kızım, sırtını dinlemek istiyorum).
— Babaaa ya, bu adam sırtıma kimin kulağını asıcak yaa. Ben sırtımda kulak falan istemem, büüeeee.
— Kızımı ağlattın.
— Men indi dayandıraram. Maragım kabardı neçe ağlarsan?(Ben şimdi durdururum. Merak ettim, niye ağlıyorsun?).
- Bak hala ne diyo baba yaaa.
- Ağlamasan balam. Baban yaşlıdır, dözebilamaz. (Ağlama çocuğum, baban yaşlıdır, dayanamaz).
— Lan artis doktor, küüüüüüüüüüüüt
- Özümü itirdim. Dağlara kar düşende, bülbüle gam düşende,ruhum bedenden oynar gözüme yumuruk gelende.

Doğru Soru..

İki arkadaş, hararetle tartışıyormuş. Tartıştıkları konu, sigara içerken İncil okunup okunmayacağı imiş. Sonuç alamayınca hikaye bu yaa…Papa'ya sormaya karar vermişler. Papa’nın yanına gidip sırayla sorularını sormuşlar.
Biri olumsuz yanıt alırken diğeri, izin almayı başarmış.
İzin alamayanın sorduğu soru:
- Papa hazretleri, İncil okurken canım sigara içmek istiyor,içebilir miyim?
— Oğlum, İncil okunurken, Tanrı’yla ilgilenmen lazım.O sırada dikkatinin dağılmaması lazım.
O yüzden İncil okurken sigara içilmez.
İzin alanın sorduğu soru :
- Papa hazretleri, sigara içerken canım İncil okumak istiyor,okuyabilir miyim?
— Oğlum, her nerede ve ne koşulda olursan ol, İncil okuma isteği duyarsan okuyabilirsin.
Kıssadan hisse:
1) Esas olan, aldığın yanıt değil, sorduğun sorudur.
2) Beceri; almak istediğin yanıtı alabileceğin soruyu sorabilmektir.

Temel Zaman..

Temel Cemal’e sormuş;
-istanpul’tan Ançara’ya kaç kilometre?
-Tört yuz elli.
-Ançara’tan İstanpul’a?
-Tört yuz ellu,ayni mesafe..
-Öyle olmayapilur, pir mayustan on tokuz mayusa
satece on seçiz gün var, ama on tokuz mayustan pir mayusa ise çok uzun pi zaman var.

Temel Dinlemede..

Bir hayli yaşlı olan Fadime ve Temel’e basın mensupları soruyor;
-Kaç yaşındasınız?
Fadime;
-Seçsen yeti,yuz yaşuma katar yaşayaçağum..
Temel;
-Pen te seçsen yeti, pen yuz pir yaşuma katar yaşayacağum..
-Neden bir yıl fazla?
-Hiç teğülse pi yıl kafamu tinlerum…

Temel Saptan..

Temel ölmüş.
Fadime soranlara onun gonoreden öldüğünü söylüyormuş.
Cemal düzeltmiş;
-Pöyle teme, diyare’ten.
-Poktan öldüğünü söylemektense,saptan öldüğünün pilinmesini isteyrum…

Doktor Anısı.

Yıllar önce bir karadeniz kasabasında görev yaparken kansızlık nedeniyle başvuran bir hastamı muayene ediyordum.
Konjoktiva dediğimiz alt göz kapağının altına bakarak bir yandan da"Amca sen de basur mu var" dedim ki kansızlığın en sık nedenlerinden biridir ve Karadeniz'de bu duruma sık sık rastlıyordum.
Amcanın dışarı çıkarken yanındaki arkadaşına söylediğini halen unutamıyorum
"Ne doktormuş be, helal olsun gözüme baktı g.tümdekini anladı....

Psikolog..

Adamın biri her gece rüyasında İstanbul' dan Adana'ya bir kamyon dolusu mal çekiyormuş, sabah kalkınca da direksiyon sallamaktan her tarafı ağrıyormuş bu her gece devam ediyormuş.Sabah kalkınca çok yorgun düşüyormuş.
Bir gün, bir psikologa gitmeye karar vermiş derdini psikologa anlatmış.
Psikolog:
- Yarın gece Adana'ya giderken Ankara'da yol üzeri bir park var ben seni gece yarısı tam 00: da orda bekliyecem kamyonu bana verir kurtulursun. demiş.
Adam:
- Tamam, demiş.Ama kapıdan çıkarken içinden "Hadi len" demiş ve gece rüyasında oraya gitmemiş ama yine her gece rüyasında Adana'ya kamyonla mal çekmeye devam ediyormuş. Bir gece yine kamyon kullanırken tesadüfen gece 00 da psikoloğun beklediği yere gelmiş ve acaba orda mı, beni bekliyor mu diye merak edip bakmış psikolog orada, vermiş kamyonu ve kurtulmuş. Bir daha rüya görmemiş ...
Aradan uzun zaman geçmiş. Bir gün adam yolda yürürken bir arkadaşıyla karşılaşmış, oturmuşlar bir yerde, çay kahve sohbet derken, arkadaşı
-Yahu demiş, benim bir sorunum var. Gece rüyamda üç tane güzel kızla beraber oluyorum sabaha kalkınca yorgunluktan ölüyorum, ilk zamanlar güzeldi ama artik çok yoruluyorum
öyle ki eşimi bile ihmal ediyorum, demiş.

Adam:
- Ben bir psikolog tanıyorum ona git ,o senin sorununu çözer ,demiş.
Psikoloğun adını adresini vermiş ve ayrılmışlar. iki arkadaş bir müddet sonra tekrar görüşmüşler
Adam arkadaşına sormuş;
- Ne oldu gittin mi dediğim psikoloğa?
Arkadaşı;
— Evet gittim. Adam;
— Ee ne oldu?
Arkadaşı;
- Üç kızı aldı, namussuz psikolog bana bir kamyon verdi her gece Adana'ya bir kamyon dolusu mal çekiyorum

Baboya Mektup..

Baboya Mektup
Babo nasısan, eyimisen?
Gene Fatihayı gaptın, keyfin yerinde.
Oraları bilmem amma...
Buraları bura olmaktan çıkmış.

Mezarıydan galksan, gafayı yersen.
Öldürüye sevinirsen...

Sıra geceleri bitti artık.
Şindi Bitliste beş minare de yok.
Hasangalasında caketim de galmamış.
Hem Urfa dağlarında ceylanlar da gezmiy.
Herkes: şak-şuka, şaka da - şuka söylüy...

Ne mırranın, ne de gayfenin dadı galdı,
Gayfenin nestlisi çıkmış, südü de içinde.
Gaçak çay da hepden gaçak olmuş,
Sallama içiyler...

Ahhh.. şu gavur icadı televizyon yokmu?
Tam üç tene eve aldım,gene de acans dinliyemiyem.
Gumasının yüzünden gocasından ayrılan böyük gız,
Yaseminin penceresinden bakmazsa göremiymiş.
Öbür oğlan Gurtlar Vadisi.
Hele o güççüğü yokmu? Sen görmedin.
Saçını hep Amerikan kesdiren,
Gözü, gulağı oynuy namıssızın.
Acun Firarda diy, başka bişey demiy
Turizm dersine eyi geliymiş.
Valla yalan,
Mahsadı çıbıldak garılara baha...

Torunun şehmuzla iftihar etmelisen,
Aletirik Mehendisi çıktı.
İş bulamadı, galdırım mehendisiyem diy.
Galdırım da yok ya, çamırlarda debeleniy, duruy...

Babo bi de telefon çıkmış, minnacık.
Şalvarın cebine on tene siğar.
Tele-fon amba teli, meli yok.
Eyi bişey de çok yalan söylüy.
Ben Siloyu tarlada görüyem,
Aradığın gişiye ulaşılmıy diy.
Ancaaa foturaf çekiy...

Bu cümma rühuya hatim indirecektik;
Mevlüt Hoca nazlanıy, boğazı ağrıymış.
Yoh gendini üçaylara hazırlıymış...
Eve iki tene CD göndermiş,
Bunuyla gıyrık hatim iner demiş.
Eh.. Sen de bunuyla idare edersiy.
Dünya işleri bitmiy.
Şindi bana müsade;
Aşağı kepir tarlaya gidiyim.
Golf oynuyacağım da...

Kaz Dönemi..(elçiye zeval olmaz)

ERKEK bir bilim adamının yaptığı araştırma, kadınların hayatının 4 ana döneme ayrıldığını ortaya koymuş:

1. Her şeye ağzı açık ayran budalası olarak baktıkları, söylenen her güzel lafa kolay kandıkları
15-25 yaş arasındaki KAZ dönemi.
2. Güzelliklerinin farkına vardıkları, o yüzden hep kapris üstüne kapris yaptıkları 25–35 yaş

arasındaki NAZ dönemi.
3. Hayatı (erkekleri) tanıyıp gözlerinin açıldığı 35-55 yaş arasındaki KURNAZ dönemi.
4. Mihrabın yıkıldığı, her şeyin bittiği 55 yaş sonrası ENKAZ Dönemi.

Benzer Araştırmayı Bir Bilim KADINI da Yapmış...O da erkeklerin hayatının 4 ana döneme ayrıldığını görmüş :


1. 17-25 yaş arası: KAZ dönemi.
2. 25-35 yaş arası: KAZ dönemi.
3. 35-55 yaş arası: KAZ dönemi.
4. 55 ve sonrası : "EN KAZ" dönemi.

Tavşan ~ Köpek..

Köpeği ile yaşayan bir genç, İstanbul'da birbahçe kati daire kiralar.Dairenin önünde bir teras vardır.Yan dairede de ev sahibi yaşlı kadın ve oğlu oturmaktadır.
İki dairenin teraslarından birbirine geçilebilmektedir.Kiracı genç taşınırken ev sahibinin oğlu kiracıya söyle der:
"Köpeğinize ne olur dikkat edin, annemin tavşanına bir şey yapmasın.Annem yaşlı, o hayvana da çok bağlandı,bir şey olursa tavşana yaşayamaz.Tavşanın kafesi terasta duruyor,aman dikkat...". Kiracı da dikkat edeceğini söyler.Gel zaman git zaman, köpek ve tavşanın birbirileri ile hiçbir sorunu olmaz, beyaz tavşan da iyice büyür. Tavşan bazen kafesinde duruyor, bazende terasta dolaşıyordur.
Bir gece köpek ağzında bir şey ile sahibinin yanına gelir. Sahibi bir de bakar ki köpeğin ağzındaki şey ev sahibinin beyaz tavşanı, ama ölü ve çamur içinde! Kiracı paniğe kapılır, ölü tavşanı alıp bir güzel yıkar, tüylerini saçkurutma makinesi ile kurutup kabartır ve usulca yan terasa süzülüp tavşanı kafesine bırakır.
O gece, suç üzerine kalacak korkusu ile köpeği alıp annesine gider.Bir hafta sonra döndüğünde ev sahibin oğlunu görür. Genç kederlidir.Kiracı tedirgin tedirgin ne olduğunu sorar.Ev sahibinin oğlu cevap verir:
"Siz yoktunuz tabi, bilmiyorsunuz... annem vefat etti...".
Kiracı suçlulukla yutkunarak sorar:
"Başınız sağ olsun, nasıl vefat etti anneniz?".
Ev sahibinin oğlu cevap verir:
"Tavşanı beslemeyi unutmuşuz, hayvancağız ölmüş.Annemle birlikte tavşanı bahçeye gömdük.Ertesi sabah annem tavşanı hortlamış, kafesinde görünce kalbi dayanmadı zavallının....."

İzliyor..

Çocuklar öğle yemeği için Katolik ilkokulunun kafeteryasında sıraya girmişlerdi.
Masanın baş